Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın Brüksel ziyareti, bazı çevrelerde Sözcü Gazetesi tarafından “turistik” gibi yansıtılsa da, gerçekte resmi temasları kapsayan bir programdır.
“Türkiye’de esnaf gezemiyor da Brüksel’de geziyor” şeklindeki eleştiriler meseleyi yüzeysel ele alıyor. Brüksel, Avrupa’daki Türk diasporasının en önemli merkezlerinden biridir ve burada yaşayan vatandaşlarla buluşmak, sorunlarını dinlemek ve bağ kurmak bakanın görevinin doğal bir parçasıdır.
Göktaş’ın doğup büyüdüğü topraklara giderek gurbetçilerle bir araya gelmesi ise hem sorumluluk hem de güçlü bir vefa örneği olarak değerlendirilmelidir.
Mahinur Hanım’a söz söylemek sizin ne haddinize
Siyasette kişiler üzerinden yürütülen tartışmalar çoğu zaman gerçeklikten uzaklaşıp algılar üzerinden şekilleniyor. Son günlerde Mahinur Özdemir Göktaş hakkında yapılan yorumlar da tam olarak bu duruma örnek. Eleştirilerin önemli bir kısmı, onun kim olduğu ve hangi geçmişten geldiği bilinmeden yapılıyor. Oysa bir insanı anlamanın en temel yolu, köklerine ve hayat hikâyesine bakmaktan geçer.
Mahinur Özdemir Göktaş kimdir?
Her şeyden önce o, “babasının kızı”dır. Bu ifade basit bir benzetme değil, aynı zamanda bir duruşun ve yetişme tarzının özeti. Babası Hasan Özdemir, Türk milliyetçiliği çizgisinde önemli görevler üstlenmiş, Türk Federasyonu başkanlığı yapmış ve Alparslan Türkeş gibi bir liderin yakın dava arkadaşı olmuş bir isimdir. Böyle bir aile ortamında yetişmek, ister istemez güçlü bir kimlik bilinci ve değerler sistemi kazandırır.
Belçika’da doğup büyüyen Göktaş, çifte vatandaşlığa sahip bir isim. Ancak bu durum onun aidiyetini zayıflatmak yerine güçlendirmiştir. Avrupa’da yetişmiş olmasına rağmen Türklüğüyle gurur duyan, bunu her platformda ifade eden bir profil çizmiştir. Üstelik dört yabancı dil bilmesi, onu sadece Türkiye içinde değil uluslararası arenada da etkili kılan önemli bir avantajdır.
Siyasi hayatındaki en dikkat çekici dönüm noktalarından biri, Belçika Parlamentosu’nda yaşanan süreçtir. Milletvekili seçildikten sonra, parlamentoda gündeme gelen sözde Ermeni soykırımı yasasına karşı açık bir şekilde tavır almış ve bunu bizzat meclis kürsüsünde protesto etmiştir. Bu tavır, Avrupa siyasetinde ciddi bir bedel ödemeyi göze almak anlamına gelir. Nitekim bu duruşu nedeniyle partisinden ihraç edilmiştir. Ancak bu olay, onun için bir geri adım değil, aksine karakterinin ne kadar net olduğunu gösteren bir dönüm noktası olmuştur.
Bu gelişmelerin ardından Recep Tayyip Erdoğan tarafından fark edilmiş ve “Bu kızımıza sahip çıkın” sözleriyle desteklenmiştir. Sonrasında Cezayir’e Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi olarak atanması, hem diplomatik kariyerinde hem de devlet nezdinde duyulan güvenin açık bir göstergesidir. Bu sürecin devamında bakanlık görevine getirilmesi ise bu güvenin daha da pekiştiğini ortaya koymuştur.
Bugün eleştirilen konulardan biri de onun Brüksel’de bulunması. “Türkiye’de esnaf gezemiyor da Brüksel’de geziyor” şeklindeki söylemler, meseleyi oldukça yüzeysel bir noktaya indiriyor. Oysa Brüksel, Avrupa’daki Türk diasporasının kalbinin attığı yerlerden biridir. Orada yaşayan milyonlarca gurbetçi vatandaşımız vardır ve bu insanlar da Türkiye’nin bir parçasıdır.
Mahinur Özdemir Göktaş’ın Brüksel’de gurbetçi vatandaşlarla, esnafla bir araya gelmesi; onların sorunlarını dinlemesi ve bağ kurması bir eksiklik değil, aksine görevinin önemli bir parçasıdır. Üstelik doğup büyüdüğü toprakları unutmadan oraya gidip insanlarla temas kurması, vefa duygusunun güçlü olduğunu da gösterir. Bu, siyasette çok sık rastlanan bir özellik değildir.
Onun kamuoyuna yansıyan duruşuna bakıldığında ise farklı bir profil öne çıkar: Hanımefendi, sade, iletişime açık, kibirden uzak, güler yüzlü ve çalışkan bir yaklaşım. Siyasetin giderek sertleştiği bir ortamda bu tarz bir duruş, ister istemez dikkat çeker. İnsanlarla kurduğu samimi bağ, onu sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda toplumun içinden biri haline getirir.
Elbette hiçbir siyasetçi eleştiriden muaf değildir. Yapılan işler tartışılmalı, kararlar sorgulanmalıdır. Ancak bu eleştirilerin bilgiye, geçmişe ve gerçeklere dayanması gerekir. Sadece bulunduğu yer üzerinden yapılan değerlendirmeler, büyük resmi görmeyi engeller.
Sonuç olarak Mahinur Özdemir Göktaş meselesi, tek bir kişinin ötesinde bir anlam taşır. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin diaspora ile ilişkisini, uluslararası temsiliyetini ve siyaset dilinin kalitesini de yansıtan bir konudur. Kimi insanlar destekler, kimileri eleştirir; bu doğaldır. Ancak daha adil, daha derinlikli ve daha bilinçli bir değerlendirme yapılmadıkça, bu tartışmaların sağlıklı bir zemine oturması zor görünmektedir.










