Aile… İnsanlığın ilk okulu, sevginin, merhametin ve huzurun sığınağı. Ancak bu kutsal yuvada yükselen bir öfke, bir çığlık ya da bir tokat, en çok çocukların dünyasını yıkar. Çünkü çocuklar, aile içi şiddetin hem mağduru hem de sessiz tanığıdır.
Bir çocuk, evde gördüğü acıyı zamanla “normal” sanmaya başlar. Büyüdüğünde ise sorunların şiddetle çözülebileceği yanılgısına kapılabilir. İşte bu, sadece bugünün değil, geleceğin de kararan bir aynasıdır. Şiddetin nesilden nesile aktarılan zinciri, toplumun geleceğine yapılabilecek en büyük kötülüktür.
İslam’da Kadının Değeri: Şiddetin Karşısındaki En Güçlü Duruş
İslam, aileyi bir emanet, kadını ise bu emanetin onuru olarak görür. Kadın; anne olarak cennetin ayakları altına layık görülmüş, eş olarak emanet kabul edilmiş, kız evladı olarak rahmet kaynağı sayılmıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır.”
(Buhârî)
Bir başka hadis-i şerifte ise:
“Kadınlara ancak kerim (şerefli, değerli) insanlar iyi davranır; onlara kötü davranan ise ancak kötü olandır.”
İslam, kadına el kaldırmayı, incitmeyi, ona zarar vermeyi kesin bir dille haram kılar. Şiddet, dinimizin ruhuna aykırıdır. Bir Müslüman için kadına şefkat, merhamet ve adalet göstermek yalnızca bir görev değil, bir imanın gereğidir.
Türk Kültüründe Kadının Yeri: Ana Bacı, Erdem ve Cesaretin Simgesi
Türk kültürü, tarihin her döneminde kadına özel bir değer atfetmiştir.
Kadın, Türk toplumunda yalnızca bir aile ferdi değil; devletin, ocağın ve toplumun temel direklerinden biridir.
• “Ana”, Türk kültüründe yalnızca bir sıfat değil; koruyucu, öğretici, birleştirici gücün adıdır.
• “Bacı”, ahlakın, temizliğin ve dayanışmanın sembolüdür.
• “Hatun”, bilge, söz sahibi, devlet işlerinde dahi itibarı olan kadını temsil eder.
Orta Asya’dan Osmanlı’ya, Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar Türk kadını; savaşta cephede, barışta üretimde, evde ise çocukların en büyük sığınağı olmuştur.
Nene Hatun’un cesareti, Halide Edip’in iradesi, Şerife Bacı’nın fedakârlığı, Türk kültüründe kadının nasıl bir güç merkezinde olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.
Türk toplumunda kadın “evin bereketi, ocağın ışığı, milletin geleceği” olarak görülmüştür.
Böylesine değer verilen bir varlığın şiddete maruz kalması, kültürümüzün özüne de aykırıdır.
Bugün Şiddet Gören Bir Kadın… Yarın Sizin En Yakınınız Olabilir
Bugün şiddete maruz kalan bir kadın, yarın sizin kızınız, anneniz, halanız, teyzeniz ya da kardeşiniz olabilir. Bu gerçeği görmek için kapımıza acının dayanmasını beklemek zorunda değiliz. Aile içi şiddet, bireysel değil; toplumsal bir yaradır. Bugün susulan her çığlık, yarın çok daha büyük bir acı olarak geri dönebilir.
Geleceğimizi Korumak İçin Çocukları ve Kadınları Korumak Zorundayız
Toplumun tüm kesimleri; devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları, din adamları, öğretmenler ve aile büyükleri, şiddetin karşısında ortak bir duruş sergilemelidir. Çünkü şiddet gören her kadın, yarının annesidir. Şiddete tanık olan her çocuk ise yarının toplumudur.
Kadını korumak,
çocuğu korumaktır…
aileyi korumaktır…
milleti korumaktır…
Ve hem İslam’ın hem Türk kültürünün bize emrettiği en büyük sorumluluklardan biridir.










