Ocak ayı, soğuğuyla birlikte insanı içine döndüren, sessizce düşünmeye zorlayan bir zaman dilimidir. Ancak bazı anlar vardır ki mevsimin sertliği, vicdanın sıcaklığıyla aşılır. Gazze’ye destek için bir Ocak günü Galata’da olmak, tam da böyle bir anlam taşır: yalnızca fiziksel bir varoluş değil, ahlaki ve tarihsel bir duruşun ifadesidir.
Galata, İstanbul’un hafızası en güçlü semtlerinden biridir. Yüzyıllar boyunca farklı inançların, dillerin ve kültürlerin kesişme noktası olmuş; acıya da direnişe de tanıklık etmiştir. Bu nedenle Galata’da Gazze için bulunmak, mekânın taşıdığı tarihsel adalet arayışıyla bugünün insani dramını buluşturur. Galata Kulesi’nin gölgesinde yükselen her ses, yalnızca bugüne değil, geçmişin vicdan mirasına da yaslanır.
Ocak ayında Galata’da olmak aynı zamanda konfor alanından bilinçli bir çıkıştır. Soğuk, kalabalık, yorgunluk… Tüm bunlara rağmen orada durmak, Gazze’deki kuşatmanın, yokluğun ve çaresizliğin çok küçük bir yansımasını kendi bedeniyle hissetme çabasıdır. Bu, “gördüm, duydum” demenin ötesinde, “yanındayım” demenin sessiz ama güçlü bir yoludur.
Gazze’ye destek için Galata’da bulunmanın bir diğer önemi de görünürlüktür. Galata, yalnızca yerel değil, küresel bir vitrindir. Orada atılan her adım, taşınan her pankart, söylenen her söz dünyanın farklı noktalarına ulaşma potansiyeli taşır. Bu yönüyle Galata, Filistin halkının yalnız olmadığını hatırlatan sembolik bir kürsüye dönüşür.
Ayrıca bu duruş, umutsuzluğa karşı kolektif bir direniştir. Gazze’de yaşananlar karşısında hissedilen çaresizlik, Galata’da yan yana gelen insanların varlığıyla bir dayanışmaya dönüşür. Tanımadığın birinin omzunda aynı hüznü, aynı öfkeyi ve aynı adalet talebini görmek, insan olmanın ortak paydasını yeniden hatırlatır.
Sonuç olarak, bir Ocak günü Gazze’ye destek için Galata’da olmak; mekân, zaman ve vicdanın kesiştiği bir anlam taşır. Bu, yalnızca bir protesto ya da bir etkinlik değil; insanlığın sessiz kalmamayı seçtiği bir andır. Soğuğa rağmen orada olmak, Gazze’ye ulaşamayan ellerin, en azından kalbin orada olduğunu göstermesidir. Ve bazen dünya tam da bu küçük ama kararlı duruşlarla değişmeye başlar.
İstanbuldan yükselen ses sadece ÜMMETİN vicdanına çağrı değil,insan kalabilenlerin vicdanına bir çağrıdır.










