2012 yılında Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, “öğretmenlerin tatillerinin uzun olması ve çalışma saatlerinin diğer memurlara göre daha az olduğu yönündeki görüşleri dile getirdiği bir dönemde, öğretmenlerin verimliliğini sorgulayan çıkışlar yapmıştı.”
Hükümete yakınlığı ile bilinen Eğitim Bir-Sen yönetimi özellikle üyelerinin baskısı ve ısrarlı eylem isteği ile Sayın Başbakan’ımızın o sözlerine karşı öğretmenlerin sesi olmak için eylem kararı aldı. Eylem sessiz olacaktı. Öyle de oldu. İstanbul İstiklal Caddesi’nde Tünel’den başlayarak Taksim Meydanı’na kadar ‘Susarak anlattım sana her şeyi’ afişi eşliğinde sessizce yüründü. Yürüyüş boyunca karanfil dağıtan öğretmenlere halk alkışlarıyla destek verdi. Taksim Meydanı’nda binlerce öğretmene seslenen Ahmet Gündoğdu, konunun önemine ve beklentilere ait basın açıklamasını yaptı ve eylemlerin devam edebileceği iması ile eylem bitti.
“Susarak anlattım sana her şeyi” eyleminden sonra, Sayın Başbakanımızın herhangi bir açıklaması olmadı. Sendika da işaret ettiği gibi yeni bir devam eylemi gerçekleştirmedi. Ahmet Gündoğdu’nun hazır bulunduğu özel bir toplantıda bu konu kendisine sorulduğu zaman Ahmet Gündoğdu bir açıklamada bulundu;
“İstanbul’daki eylem bittikten sonra Memur Sen beni aradı ve ABD Ankara Büyükelçiliğinden bir heyetin kendileri ile görüşmek istediği bilgisini bize iletti. Ne zaman döneceğimizi ve muhakkak gün içinde dönerlerse hangi saat olursa olsun görüşmek istediklerini iletti. Ben de geç dönebiliriz İstanbul’da programlarımız var dedim. Tekrar dönüş yaptılar görüşme konusunda ısrarlı olduklarını bildirdiler.”
O gün gece vakitlerinde döndük, heyet geldi görüştük. Bu kadar önemli olan konuyu biz de merak ediyorduk. Bize dediler ki: “Açıklamanızda eylemlerinizin devam edeceğini belirttiniz. Bundan sonraki eylemlerinizi bizimle paylaşırsanız her türlü desteği vereceğiz” Eğer istersek(!) bilgi alışverişinde bulunabileceklerini belirttiler. Gittiler.”
Toplantı ortamında bulunan arkadaşlarımız Başkanımızın anlatmak istediğini anlamışlardı. Hükümete yakın bir sendikanın eylem yapıyor olması Amerikaların hoşuna gitmişti. Birkaç teklif yapılabilirdi. Yapılmıştı da besbelli. Teferruat bilgilerine sahip değil ama o eylemden sonra Hükümet aleyhine bir eylemimiz olmadı. Diye anımsıyorum.
Ülkemizin en köklü sorunlarından birinci sırada her zaman Eğitim olduğunu düşünen birisiyim. Birçok iyi niyetli düzenleme yapılmak istense de her türlü iç dış müdahaleler ile engellenmek istendiğini de bilmekteyim. Mevcut Eğitim sistemimizin de iyi niyetli yamalar ile düzelmeyeceğini düşünüyorum.
Bugün Sosyal Medyada Murat Bahadır Hocanın sohbetine denk geldim. Ülkemiz üzerinde 1949 yılından beri etkili olan Fulbright Eğitim Sistemi ve Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonunu anlatan sohbetini sizlerle paylaşmak istedim.
Hocanın dili ile:
Birgün bana bir telefon geldi. Güneydoğudaki bir Üniversiteden bir tefsir Profesörü.
“Murat Bey televizyonlarda her şeyi ifade edebilme imkânınız var. Bir konu var onu dile getirir misiniz?
-Nedir Hocam?
-Şu Fulbright Komisyonunu dile getirir misiniz? Bakın dedi anlatayım:
“Ben 2001 yılında Ecevit Hükümeti döneminde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni idim. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi müfredatının hazırlanması için Bölgelerden bilirkişi heyeti çağırdılar. Heyete beni de çağırdılar. Ben de gittim. Toplantı Millî Eğitim Bakanlığının binasında yapılıyor. Toplantıya girdik. Toplantıyı Amerikalı bir Kadın yönetiyor. Kadın toplantının başında bize dedi ki: Biz bu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Derslerinde sadece ve sadece “Bireysel Ahlaktan bahsedilmesini istiyoruz” dedi. Başka bir şey istemiyoruz. Heyetin başındaki Profesör dedi ki: “Bir metin hazırladık arkadaşlar bu metni imzalayın da toplantıyı bitirelim” Dedi.
Dedik ki:
-Hocam müfredat ile ilgili o kadar hazırlık yaptık. Bir görüşelim. Profesör dedi ki:
-Arkadaşlar çok büyük baskı altındayız lütfen imzalayın dedi. Ve toplantıyı bitirelim.”
2023 yılına kadar bu kurulun bütün masrafları Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödenirken. Milli Eğitim Bakanımız Yusuf tekin geldi ve bunların ödeneklerini kesti. Müfredatınız da siz de cehennemin dibine dedi ve yeni müfredat başlattı. Milli Eğitim bakanımız Prof. Dr. Yusuf Tekin’e bunun için düşmanlar.
Murat Bahadır Hoca’ya tamamen katılıyorum. Bunun yanında bir zamanlar omuz omuza Eğitim alanında daha güzel şeyler yapabilmek için mücadele verdiğimiz Ahmet Gündoğdu Başkanımızdan izin almadan paylaştığım yaşanmışlık içinde anlayış göstereceğini umuyorum.
Yani arkadaşlar Eğitim alanında işler bildiğiniz ve düşündüğünüz kadar bağımsız olmamasına rağmen Sayın Bakanımızın yaptıkları çok önemli ve değerli. Şimdilerde eğitim sendikalarının gündemlerine dahi giremeyen bozuk bir eğitim sistemini Amerikan etkisinden arındırmak ve bize ait bir sistem haline getirmek için harcanan her çabanın kutsal olduğunu ve muhakkak desteklenmesini düşünmekteyim. Bu ve benzer birçok sebepten dolayı Sayın Bakanımız Prof. Dr. Yusuf TEKİN’i canı gönülden destekliyorum.
Nasıl bir eğitim sistemi hayal ettiğimi de nasipse bir başka yazımızda paylaşabilirim ümidi ile.










