Değerli dostlar; bu yazımızda Amerika’daki bir canlı yayın programına katılan Müslüman Şeyh Davut ile İslam Düşmanlığı ile tanınan Yahudi Amerikalı Richard Nelson arasında yaşanan olayı ve etkilerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Richard Nelson tarafından sorulan soru her ne kadar art niyetli bir soru olarak sunulsa ve algılansa da birçok insanın aynı soruyu sorduğuna şahit olduğum için olayın çatışma kısmından ziyade cevap ve bilgilendirme kısmına dikkat çekmek arzusu ile olayı aslına uygun olarak kaleme almayı uygun gördüm.
Richard Nelson’un programına davet ettiği Şeyh Davut’u ve dolayısı ile Müslümanları hor görmek, zor duruma düşürmek, küçümsemek ve kendisine paye çıkarmak için istihza ile sorduğu soru şu:
-Değerli izleyiciler, konuğumuz bir milyardan fazla mensubu bulunan İslam dinini temsil ediyor. Basit ama yıllardır cevabını bulamadığım bir sorum var: “Şeyh Davut, Allah neden Gazze halkını kurtarmıyor? Aç ve kadınları katledilen, çocuklarının ve enkaz altındaki yaşlıların dualarına cevap vermiyor. O güçlü ve merhametli değil mi? Neden milyonlarca Müslüman dua ediyor, oruç tutuyor ve ağlıyor ama hiçbir şey değişmiyor. Allah nerededir? Neden onları kurtarmıyor?”
Aklı sıra Müslümanların inandığı Allah’ın varlığını sorgulayan bir soruyu sormanın keyfi içerisinde karşısında oturan Şeyh Davut’u zor durumda bırakmanın keyfi ile stüdyodaki insanların şaşkın bakışları altında keyifle programa devam edecekti. Programı izleyenler ve stüdyodakiler bu soru karşısında Şeyh Davut’un bocalayacağını bekliyorlardı. Şeyh Davut sakin bir şekilde cevap verdi.
-Sorunuz derin ama eksik bir bakış açısına dayanıyor. İyi dinleyin size net bir şekilde cevap vereceğim. Önce Gazze halkının neden sınandığını, neden dualarına rağmen koruma bulamadıklarını anlattı:
İlk olarak musibetler Allah’ın bir sünnetidir, inananları sınamak, doğruluklarını görmek-göstermek için. Hz. Musa deniz kenarında sıkıştı. Hz. Yusuf kuyuya atıldı. Hz. Muhammed yurdundan sürgün edildi. Halkı aç bırakıldı. Hak her zaman anında galip gelmez.
İkincisi zaferin şartları vardır. Sadece doğru olmak yetmez. Gerçek bir inanç, birlik, toplumsal doğruluk ve günahlardan tövbe etmek gerekiyor. Hz. Allah (C.C) şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (Muhammet Süresi 7). Kendi ruhumuzda, ahlakımızda ve toplumumuzda Allah için zafer elde ettiğimiz zaman O bunu gerçek hayatımızda da gösterir.
Üçüncüsü zaferin gecikmesi yokluğu anlamına gelmez. Bunun hikmeti vardır. Allah (C.C) bazen insanların kalitesini ortaya çıkarmak için, münafıkları ifşa etmek ve ümmetin farkındalığını arttırmak için geciktirir. Dua ise ihmal edilmez, edilemez. Allah (C.C.) duaya üç şekilde icabet eder. Ya duanın karşılığını hemen verir veya daha büyük bir kötülüğü o dua vesilesi ile önler veya ahirete saklar.
Dördüncüsü güç ve zaferin ölçütleri farklıdır. Siz gücü silahta, medyada ve günlük olaylarda görürsünüz. Biz ise gücü inançta, samimiyette ve ilkelere bağlılıkta görürüz. Bir insan dik durarak ölüyorsa, teslim olmuyorsa bu gerçek bir zaferdir.
Beşincisi sınavlar ve zorluklar kalpteki samimi ve münafık olanları ayırt eder. Tarih boyunca zalimler er geç düşmüştür, Firavun, Nemrut, Hitler, Şaron örneklerin olduğu gibi. Zulüm daim değildir.
Altıncısı gerçek zafer Allah’ın desteği ile gelir. Bu bazen nesiller alır. Sabır ve kararlılık gerektirir.
Yedincisi GAZZE KAZANDI. Düşman kararlılıklarını kıramadı. Bütün dünya insanları Gazze’nin renkleri ile renklendi. Gazzelilerin hüznü ile hüzünlendiler. Milyonlarca insan İslam ve Müslümanlığı araştırmaya başladı. Yüzbinlerce insan Müslüman oldular. Olmaya devam ediyorlar. Çocuklar ve Dünya hala “Allah-u Ekber” diyor. Anneler kefen giyip “cennette buluşacağız” diyorlar. Bu sizin anlayamayacağınız bir ZAFERDİR.
Sekizincisi Allah’ın vaadine inanmak. İnananlar bilir ki; Allah vaadinden dönmez. Sadece sabretmeli, kararlı olmalı ve çalışmalıyız.
Richard Nelson bu cevaplar karşısınca cevap veremedi. Yere baktı, gözlerinden yaşlar aktı ve boğuk bir sesle.
-Bunu hiç böyle düşünmemiştim. Şimdi ne söyleyeceğimi bilmiyorum.
Yönetmen yayını acil kesmek istedi ama olan olmuştu. Program bitti. Fakat yankısı çok fazla oldu. Milyonlar videoyu izledi, sosyal medyada patladı “Bir Müslüman şeyh Amerikan sunucusunu canlı yayında ağlattı” Günler geçti tartışmalar sürdü. Uluslararası kanallar görüntüleri tekrar tekrar yayınladı. Fakat Richard Nelson tepkilere ve bencilliğine dayanamadı ilk yayına çıkınca eski kimliğine döndü. “Geçen bölümde yaşananlar bir tiyatro idi. Usta bir Şeyh insanların duygularını kullanarak hakikati gölgeledi. İslam hale açıklanmaya muhtaç bir din ve hocaları zor sorulardan kaçmak yerine yüzleşmeli.” Dedi. Yazılar yazmaya başladı. Şeyhi programa yeniden davet etti ama Şeyh Davut cevap vermedi.
Bir haftadan sonra bir Şeyh Davut internette bir not paylaştı: “Bazı insanlar cehaletlerinden değil, bildikleri halde korktukları için inkâr ederler. Çünkü gerçeği kabul ederlerse kalabalıkları kaybedeceklerini bilirler.”
Neden programa çıkmadığı sorulduğu zaman sakin bir tebessüm ile cevapladı. “Kalp ağladıktan sonra akıl yalan söylüyorsa bu samimi bir arayış değil inattır. Ben yalan olduğunu bile bile tartışan kişi ile münazara etmem.”
Böylece olay sona erdi ama etkisi hala devam ediyor. İzleyenler gördü ki: “Hakikat yüksek sesle değil, sağlam bir kalp ve dürüst bir dille kazanılır. Bazen tek bir an binlerce konuşmadan daha fazla sahte yapıları sarsar. "










