Bizler Ramazan’ı, büyüklerimizin bizlere sevdirerek yaşattığı; rahmetin, bereketin ve muhabbetin ayı olarak tanıdık. Sahuruyla, iftarıyla, teravihiyle, duasıyla büyüdük. O sofralarda sadece yemek değil, sevgi paylaşıldı. O dualarda sadece sözler değil, umutlar yükseldi semaya.
Bugün ise sık sık aynı cümleyi kuruyoruz:
“Nerede o eski Ramazanlar?”
Peki gerçekten nerede?
Zaman mı değiştirdi Ramazan’ı, yoksa biz mi değiştirdik Ramazan’a bakışımızı?
Eskiden Ramazan, sadece aç kalmak değildi. Sabretmeyi öğrenmekti. Paylaşmayı, şükretmeyi, merhameti içselleştirmekti. Çocuklar sahura kaldırılır, uykulu gözlerle sofraya oturur, kendilerini önemli hissederdi. İftar saatine dakikalar kala heyecan artar, sofranın etrafında kalpler birleşirdi.
Bugün ise çoğu zaman aceleyle açılan oruçlar, telefon ekranlarına bakan gözler ve birbirine değmeyen kalpler var.
Ve şimdi sormamız gereken asıl soru şu:
Biz çocuklarımıza ne bırakıyoruz?
Onların gönlüne Ramazan sevgisini ne kadar işleyebiliyoruz?
Onlara Allah’ı, sabrı, paylaşmayı, şükrü ne kadar öğretebiliyoruz?
Çocuk, gördüğünü öğrenir. Duyduğunu değil, yaşadığını benimser.
Eğer biz Ramazan’ı sadece aç kalınan bir zaman olarak yaşarsak, onlar da öyle görecektir.
Eğer biz Ramazan’ı öfkeyle, yorgunlukla, şikâyetle geçirirsek, onların hatırasında da böyle kalacaktır.
Ama eğer biz Ramazan’ı;
• Soframızı paylaşarak,
• Gönlümüzü yumuşatarak,
• Dilimizi güzel sözle süsleyerek,
• Duamızı çoğaltarak yaşarsak…
İşte o zaman çocuklarımızın kalbine de Ramazan’ın nuru düşer.
Bir gün onlar da büyüdüklerinde, belki bir iftar sofrasında kendi çocuklarına bakarken şöyle diyecekler:
“Ne güzeldi bizim Ramazanlarımız…”
Bu cümleyi kurabilmeleri bizim elimizde.
Şikâyet etmek kolaydır.
“Zaman bozuldu” demek rahattır.
Ama asıl sorumluluk, güzel olanı yeniden inşa edebilmektedir.
O yüzden:
Şikâyet etme…
Dua et.
Örnek ol.
Yaşat.
Ramazan’ı takvimde değil, kalbimizde yaşatalım.
Çünkü gerçek miras, çocuklarımıza bıraktığımız güzel hatıralardır.











Evet "nerde 0 ramazanlar " demek kolayımıza gelir olmus