"Umarım ki arkasında kendisine ihanet etmediğimi bilir, zira ALLAH hainlerin planını onaylamaz."(Yusuf Suresi,52.ayet)
15 Temmuzun yaklaştığı ve hain darbe girişiminin dokuzuncu yılına girdiğimiz şu günlerde yazıma başlamadan önce aziz milletimizin ve kahraman güvenlik güçlerimizin hain darbe girişimi karşısında gösterdikleri onurlu duruşları için, minnetimi burada ifade ederken şehit olan kardeşlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum.
Bundan dokuz yıl önce hain bir darbe girişimiyle karşı karşıya kalan milletimiz, genci ve yaşlısıyla, sivili ve askeriyesiyle, siyasi ideolojisi ne olursa olsun omuz omuza vererek Türk halkının seçilmiş iradesini korumak için destansı bir mücadele vermiş ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla sokağa dökülerek cesaret ve kararlılıkla hain darbeyi önlemiş ve bu tavrıyla dünyada örneği olmayan bir ruh halini ve millet şurunu ortaya koymuştur. ”Okçular tepesi boş değil” dedik elhamdülillah yerimizi ve safımızı bildik.15 Temmuz gecesi çocuklarımıza ya darbeyi anlatacaktık ya da vatan savunmasını. Çok şükür ki evlatlarımıza anlatacağımız bir destanımız daha oldu.
Yakın tarihimize baktığımız zaman 1960, 1971, 1980 ve 1997’deki 28 Şubat darbesi gibi ülkemizde doğrudan ya da dolaylı askeri darbeler olmuştur. Bu darbeler devletin kurumsal direncine zarar verdiği gibi siyasal istikrarsızlıklara da yol açmıştır. Ancak 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişimi, diğerlerinden oldukça farklıdır. Bu girişim, klasik bir askeri müdahaleden ziyade, devleti yıllar içinde sinsice ele geçirmeye çalışan bir paralel yapının doğrudan iktidarı zorla devralma teşebbüsüdür. Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak adlandırılan bu yapı, dinî cemaat görüntüsüyle eğitimden medyaya, ekonomiden yargıya kadar birçok alanda nüfuz etmiş ve devlete karşı sistematik bir tehdit haline gelmiştir. Bu noktada Rus stratejist ve siyaset bilimci Dugin’den bir alıntı yapmak istiyorum "FETÖ, ülke üzerinde hâkimiyet elde etmek istiyordu, ülkeyi yok etmek ve Amerikalılara satmak için. Ama kahraman bir lider ve en nihayetinde kahraman Türk halkı kazandı.'' Tüm dünya biliyor ki FETÖ bu darbe girişiminde sadece ülkemizdeki yerli işbirlikçileri değil başta Amerika olmak üzere Batı devletlerini de yanına çekmişti ve onların üst aklıyla hareket ediyordu. Nitekim Batılı ülkelerin darbe karşısında gösterdiği tutarsız ve mesafeli tavır, Türk kamuoyunda ciddi bir hayal kırıklığına yol açmış, Batı'ya yönelik tarihsel güvensizlik yeniden derinleşmiştir. Darbe gecesinin hemen ardından ABD, AB ülkeleri ve NATO gibi Batılı yapıların doğrudan ve güçlü bir şekilde Türkiye’nin seçilmiş hükümetine destek vermemesi dikkat çekicidir. Pek çok ülke, darbenin başarısız olmasından sonra temkinli açıklamalar yapmış; bazı liderler darbe girişimini kınamak yerine, Türkiye'nin “demokratik standartlara” uygun davranması gerektiğini vurgulamıştır. Özellikle Almanya, Fransa ve ABD'nin darbe sonrası süreçte Türkiye’yi insan hakları ihlalleri ile suçlaması, FETÖ’nün Batı’da hâlâ destek bulduğu izlenimini güçlendirmiştir. Nitekim pek çok FETÖ mensubu, darbe sonrası bu ülkelerde sığınma talebinde bulunmuş ve çoğu da geri gönderilmemiştir.
FETÖ’nün Yapılanma Süreci ve Stratejisi
FETÖ’nün en önemli stratejisi eğitim alanında kurduğu ağlar vasıtasıyla genç zihinleri etkilemek ve bu gençleri devlet kadrolarına yerleştirmek olmuştur. Bu kapsamda Türkiye’de ve yurt dışında sayısız okul, dershane, yurt ve “ışık evleri” açılmış; bu kurumlar sadece akademik başarı değil, örgütsel sadakat üzerinden işleyen bir sistemin parçası haline getirilmiştir.Yapılan araştırmalar, bu yapının özellikle 2000’li yıllardan itibaren ÖSYM, KPSS, Askeri Liseler, Polis Akademisi gibi sınavların sorularını çalarak kendi mensuplarını sistematik biçimde devletin tüm kurumlarına yerleştirdiğini ortaya koymuştur.Ekonomi, Medya ve Uluslararası İmaj FETÖ, sadece eğitimle değil; medya organları, bankalar, finans kuruluşları ve dernekler aracılığıyla da toplumsal meşruiyetini artırmış ve geniş bir sermaye havuzu oluşturmuştur. “Himmet” adı altında toplanan paralar, örgütün ekonomik gücünün temelini oluşturmuş; bu paralar yurt içi ve yurt dışında okul açmak, medya kurmak ve siyasi nüfuzu artırmak için kullanılmıştır. Kripto Yapılanma ve Gizlilik Prensibi FETÖ'nün en tehlikeli yönlerinden biri, hücre tipi yapılanması ve “takiyye” (gizleme) stratejisidir. Örgüt mensupları, kendi inanç ve bağlılıklarını dışa vurmaz; gerektiğinde başka kimlik ve aidiyetlerle hareket edebilir. Bu durum, örgütün kolayca tespit edilmesini engellemiş ve devlet içinde görünmez bir ağ oluşturmasına olanak sağlamıştır. 2010 sonrası süreçte, FETÖ’nün en fazla güç kazandığı iki kurum yargı ve emniyet teşkilatı olmuştur. Adeta aba altından sopa göstererek kendisi gibi düşünmeyen herkesi tehdit etmiş gerekirse de operasyon düzenlemiştir.
15 Temmuz 2016 Gecesi Neler Yaşandı
Kısaca o geceyi hatırlatmak gerkirse darbe girişimi, diğer darbelerlerde olduğu gibi sabaha karşı değil; akşam saatlerinde, sivil hayatın aktif olduğu bir zaman diliminde, saat 21:30–22:00 civarında başlatılmıştır. Bu durum, girişimin ani ve kontrolsüz doğasını yansıtmaktadır. Darbeciler, TRT’yi basarak “Yurtta Sulh Konseyi” adına bir bildiri okutmuş; böylece girişimi meşru bir zemin üzerinden tanıtma çabasına girmiştir.Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez parlamento bombalanmıştır. Bu saldırı sembolik olarak halk egemenliğine yöneliktir. Hedef alınan kurumlar arasında yürütmenin kalbi olan Külliye ve istihbarat teşkilatı da yer almıştır. TÜRKSAT ve medya merkezleri bombalanarak, İletişim altyapısı çökertilmeye çalışılmış, televizyon yayınları kesilmeye çalışılmıştır. Boğaziçi Köprüsüne ve hava üslerine askeri birlikler yığılarak, halkın ulaşımını engellemek ve psikolojik üstünlük sağlamak amaçlanmıştır.
Cumhurbaşkanımızın Çağrısı ve Halkın Direnişi
İşte tüm bunlar olurken darbe girişiminin seyrini değiştiren en kritik gelişme, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın CNN Türk'e bağlanarak yaptığı canlı çağrıdır. Erdoğan’ın “sokaklara çıkın” çağrısı kısa sürede karşılık bulmuş ve halk, tankların önüne çıkarak darbeye doğrudan karşı koymuştur. Özellikle İstanbul ve Ankara’da binlerce vatandaş, darbeci askerlerin konuşlandığı noktalara gitmiş, bazı bölgelerde askerlere müdahale ederek tankları etkisiz hale getirmiştir. 15 Temmuz gecesi boyunca 251 vatandaşımız şehit olmuş, 2000’i aşkın kişi yaralanmıştır. Darbe girişimi boyunca MİT ve emniyet teşkilatları, sınırlı imkânlara rağmen kritik direnç noktaları oluşturmuşlardır. Darbecilerin MİT’e yönelik saldırısı püskürtülmüş, Ankara Emniyet Müdürlüğü binası savunulmuş, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde polis ve halk omuz omuza mücadele etmiştir. 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi, askeri gücün halk iradesi karşısında ne denli çaresiz kalabileceğini göstermiştir. Darbe gecesi sokağa çıkan vatandaşların sosyolojik profili oldukça çeşitlidir. Bu direniş, yalnızca iktidar partisi seçmenlerinden değil; milliyetçi, muhafazakâr, seküler ve hatta apolitik kesimlerden de destek almıştır. İstanbul, Ankara, Konya, Erzurum gibi şehirlerde sokaklara çıkan kalabalıklar, her türlü siyasal ayrımı ikinci plana itmiş; temel motivasyon, “milli iradeyi koruma” olarak şekillenmiştir. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın camilerden sela okutması, halkı motive eden önemli bir sembol haline gelmiştir.Erdoğan’ın liderliği, kriz anlarını yönetme becerisi açısından belirleyici olmuştur. Canlı yayına bağlanarak yaptığı konuşma, dağınık ve endişeli durumdaki toplumu tek merkezden harekete geçirmiştir. Erdoğan, sadece siyasi otoritesini değil, karizmasını ve kişisel risk almasını da sahaya yansıtmıştır.Gecenin ilerleyen saatlerinde Atatürk Havalimanı’na inişi, yüz yüze halkla buluşması ve net mesajlar vermesi; asker ve halk arasındaki psikolojik dengeyi tamamen sivil toplum lehine çevirmiştir.Sonuçta FETÖ darbe girişimine halk,kendisi darbe yapmıştır.
Kahramanlık ve Şehitlik
Her Türk bir kahraman adayıdır. Hayatımızın herhangi bir anında “vatan” için “din” için canımızı feda edeceğimiz bir olayla karşılaşabiliriz. Biz, asker-millet ülküsüyle yetişmişiz. Kadın, erkek, çocuk farketmez. Uzağa girmeye gerek yok. Çocuğunu kundakta bırakıp moskof işgaline karşı çıkan Nene Hatun, İzmir’de tarfik düzenlemesi yaparken beylik tabancasını çekip makinalı tüfekli teröristle çatışıp şehit olan Fethi Seken, Trabzondaki bir kırsal alanda askerlerimize kılavuzluk yaparken şehit olan gencecik kardeşimiz Eren Bülbül. Bunlar gösteriyor ki vatan söz konusuysa gerisi teferruattır. İşte bunlardan bir olan ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığında görevliyken komutanlığı ele geçirmeye çalışan darbe yanlılarını “tek bir emirle” sonunu düşünmeden vurarak öldüren ve ardından diğer darbe yanlısı askerler tarafından vurularak şehit edilen astsubayımız Ömer Halisdemirdir. Bu kahramanın adını şimdi okullarda, üniversitelerde, mahallelerde, sokakalarda her yerde görebiliriz. Ayrıca darbe gecesi hayatını kaybeden vatandaşların kimliklerine baktığımızda asker ve polisin yanında şoför, berber, ev hanımı, fabrika işçisi, teknisyen gibi her meslekten ve her yaştan insamızı da görebilirz. Bu da demek oluyor ki “Şehadet şerbeti” bu ülkenin insanlarına hainler karşısında her an içilmeye hazırdır. Bu kahramanlar, Türkiye'nin direniş hafızasında tıpkı Çanakkale ve İstiklal Harbi kahramanları gibi sembolleşmiştir. Halkın sokakta gösterdiği direniş, Türkiye’de milli iradenin toplumsal tabanda güçlü karşılığı olduğunu kanıtlamıştır. Sonuç olarak, 15 Temmuz’un halk gücü unutulmamalıdır. Bu olay, Türkiye’nin demokrasi tarihine bir “milat” olarak geçmiştir ve dersleri uzun yıllar boyunca akademik, toplumsal ve siyasal düzeyde anlatılmaya devam edecektir. Son söz olarak da Ömer Halisdemir için yazılan şiirle yazımı bitiriyorum. Allaha emanet olun değerli kardeşlerim.
“Baba,
Ne oldu biliyor musun?
Peygamber alınlarımızdan öptü,
Şehitlere dedi ki Kardeşlerinizi tebrik edin!
Bunlar benim garip şehitlerimdir!
Çünkü sizler düşmanla savaşırken şehid oldunuz!
Onlar kardeş bildikleri hainlerle savaştı.
Sizlerin silahları vardı ama bunlar silahsızdı.
Sizler tanklarla savaştınız, bunlarsa kendi tanklarının altında ezildi!
Sizler uçaklarla düşmanı bombalarken şehid oldunuz ama bunlar kendi uçaklarından atılan bombalara göğüslerini siper etti!
Bunlar benim gariplerimdir!
Tebrik edin kardeşlerinizi! “ (30 Kuş- Dursun Ali Erzincanlı)