Bugün, 2011 yılı Fenerbahçe kumpas davası FETÖ/PDY soruşturması kapsamında Mehmet Baransu ile temas kurduğu belirlenen ve gizli kalması gereken soruşturma dosyalarının, mahkeme süreci başlamadan ya da devam ederken hukuka aykırı şekilde sızdırıldığı iddiasıyla dört kişi gözaltına alındı.
Bu gelişme, sadece bir adli işlem değil; aynı zamanda devletin son derece net bir mesajıdır.
Devlet şunu söylemektedir:
Soruşturma dosyaları savcılık makamındayken, henüz yargılamaya dahi geçilmemişken; bu belgelerin kimler tarafından, hangi amaçla ve kimlere servis edildiği artık görmezden gelinmeyecektir.
Mehmet Akif Ersoy, Ela Rümeysa Cebeci ve özellikle Sadettin Saran hakkında yürütülen soruşturmalarda; dosya içeriğindeki tüm belgelerin eksiksiz biçimde medyaya sızdırılması, hukuk açısından son derece ağır soru işaretleri doğurmaktadır.
Bu belgelerin; bazı TV kanallarına ve dört gazeteciye hangi kanallarla ulaştırıldığı, kim ya da kimler tarafından servis edildiği ve hangi yetkiyle kamuoyunda bir “peşin yargılama” sürecinin işletildiği, bugün yanıt bekleyen en kritik sorulardır.
Çünkü burada mesele basit bir gazetecilik faaliyeti değildir. Burada mesele, yargı makamlarının yetkisinin fiilen gasp edilmesi, masumiyet karinesinin açıkça ihlal edilmesi ve yargı süreci devam eden dosyalar üzerinden kamuoyu mühendisliği yapılmasıdır.
Devletin bugün attığı adım şunu göstermektedir:
Yargı dosyalarını sızdıran da, bu sızıntılar üzerinden algı operasyonu yürüten de artık hukukun radarındadır.
Bu sadece geçmişin hesabı değil; aynı zamanda geleceğe dönük açık bir uyarıdır.










