Mehmet Akif Ersoy olayıyla ilgili süreci izlerken, Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşadığı bazı tartışmalı ve karanlık dönemler ister istemez yeniden zihinde canlanıyor.
Hafızalar tazelendiğinde, senaryosu FETÖ tarafından yazılan ve devletin kılcal damarlarına kadar sirayet etmiş karanlık bir yapı tarafından kurgulanan 3 Temmuz sürecinde, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve yöneticilerinin hangi iddialarla cezaevine gönderildiği hâlâ kamuoyunun net biçimde hatırladığı bir tablo olarak duruyor. “Patates” denildiği ileri sürülen telefon konuşmaları, on binlerce çalışanı bulunan bir yöneticinin sanki gönderecek kimsesi yokmuş gibi bir futbolcuya maç öncesi zarf içinde para verdiği yönündeki senaryolar… O gün oluşturulan bu anlatıların, nasıl bir algı zemini üzerine inşa edildiği bugün çok daha iyi anlaşılıyor.
Bu süreçte, daha sonra kapatılan Taraf gazetesi sözde yazarı Mehmet Baransu, polis Aziz Yıldırım’ın evine girdiği dakikalarda televizyon ekranlarında yer alarak “tapeler elimde” ifadeleriyle kamuoyuna yönelik yoğun açıklamalarda bulunuyordu. Günün her saatine yayılan bu yayınların ve oluşturulan algının, bireyler ve kurumlar açısından nelere mal olduğu ise yıllar sonra çok daha net biçimde ortaya çıktı.
Bugün Mehmet Akif Ersoy dosyasında gelinen noktaya bakıldığında, benzer bir medya refleksiyle karşı karşıya olunduğu görülüyor. Gazeteci ve Habertürk Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy, şu an tutuklu bulunuyor; ancak henüz mahkeme karşısına çıkmış değil ve hakkında verilmiş kesinleşmiş bir yargı kararı da yok. Buna rağmen, özellikle Rasim Ozan Kütahyalı’nın ve bazı sosyal medya kullanıcılarının, daha ilk andan itibaren televizyon ekranlarında ve dijital mecralarda kesin hükümler içeren bir dil kullanması dikkat çekiyor. Tam da bu noktada asıl sorun ortaya çıkıyor: Yargı süreci başlamadan, deliller mahkeme önünde tartışılmadan, savunma hakkı tam anlamıyla kullanılmadan kamuoyuna “sonuç” sunulması. Geçmişte bunun nelere yol açtığını bu ülke defalarca tecrübe etti.
Bir ülkede gazeteciler tutuklanabilir, soruşturulabilir; bu hukukun alanıdır. Ancak daha mahkeme salonunun kapısı açılmadan, ekranlarda ve sosyal medyada hüküm cümleleri kuruluyorsa, burada artık hukuktan değil, algıdan söz edilir.










