Son yıllarda trafikte giderek artan bir sorun var: Kuralları hiçe sayan bazı motosiklet sürücüleri. Elbette kurallara uyan, trafikte saygılı davranan pek çok motosiklet sürücüsünü bu genellemenin dışında tutmak gerekir. Ancak özellikle sosyal medyada paylaşılan görüntüler ve şehir içindeki günlük deneyimler, bazı sürücülerin artık sınırları zorladığını açıkça gösteriyor.
Kaskına kamera bağlayan bazı motosiklet sürücüleri, sanki trafikte bir otoriteymiş gibi davranmaya başladı. Kendi kurallarını koyuyor, kendi yargılarını dağıtıyor ve bunu da kayda alarak paylaşmaktan çekinmiyorlar. Oysa trafik, kimsenin kişisel gösteri alanı değildir.
Şehir içinde ve otoyollarda araçların sağından, solundan ve ortasından hızla geçmek… Yaya geçitlerini, kaldırımları hatta zaman zaman iş hanlarının içini bile kullanmak… Bunların hepsi hem trafik kurallarına hem de insan hayatına açık bir tehdittir. Trafik sadece araçların değil, yayaların, çocukların, yaşlıların ve engellilerin de ortak yaşam alanıdır.
Bir başka sorun ise gürültü. Bazı motosikletlerin çıkardığı aşırı yüksek egzoz sesi artık şehir yaşamının huzurunu bozan bir noktaya geldi. Gece yarısı bir motorun çıkardığı gürültüyle uykusundan sıçrayan bir bebek, korkuyla uyanan bir yaşlı ya da hasta insan… Bunlar küçük ayrıntılar değil, toplumun günlük yaşamını etkileyen gerçeklerdir.
Dahası, bazı sürücüler kameralarını açıp diğer sürücülerle tartışmaya girmekten, hakaret etmekten hatta kavga etmeye varan davranışlar sergilemekten çekinmiyor. Sanki trafikte tek doğruyu bilen kendileriymiş gibi bir tavır sergileyerek gerilimi artırıyorlar.
Unutulmamalıdır ki trafik kuralları herkes içindir. Kurallara uymak sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda topluma karşı bir sorumluluktur.
Yetkililerin bu konuda daha etkin denetimler yapması, gürültü ve tehlikeli sürüş konusunda daha caydırıcı önlemler alması artık bir tercih değil, bir zorunluluk haline gelmiştir.
Çünkü trafikte yapılan her sorumsuzluk, yalnızca bir kural ihlali değildir; bir insan hayatını tehlikeye atmaktır.










