Bugün okullarda “mezuniyet” adı altında düzenlenen birçok tören, eğitimin özünden tamamen uzaklaşmış; gösterişin, tüketimin ve sahte prestij yarışının sahnesine dönüşmüştür. Daha ilkokul çağındaki çocuklara başarıdan önce görüntüyü, emekten önce gösteriyi, karakterden önce vitrini öğreten bu anlayış, geleceğimiz adına ciddi bir tehlikedir.
Eğitimin amacı çocuklara bilgi, ahlak, sorumluluk ve özgüven kazandırmak olmalıdır. Ancak ne yazık ki çocuklarımız çok küçük yaşlardan itibaren kıyaslanmaya, yarışmaya ve dış görünüş üzerinden değer görmeye zorlanmaktadır. Mezuniyet kıyafetiyle başlayan bu anlamsız rekabet; aileleri maddi yük altına sokmakta, imkânları sınırlı olan çocuklarda ise yetersizlik ve dışlanmışlık duygusu oluşturmaktadır. Birkaç saatlik gösteri uğruna çocukların psikolojisinin ve ailelerin bütçesinin zorlanması kabul edilemez.
Çocukları başarıları, ahlakları, emekleri ve kişilikleriyle değil; giydikleri kıyafetlerle, sahnedeki görüntüleriyle ve sosyal medyada paylaşılacak karelerle değerlendiren bir anlayış, eğitimin ruhuna açıkça ihanettir. Okulların görevi vitrin oluşturmak değil, karakter inşa etmektir.
Velilerin ve öğretmenlerin sorumluluğu çocukları alkış toplayacak bir gösterinin figüranı hâline getirmek değil; düşünen, üreten, özgüven sahibi bireyler olarak yetiştirmektir. Çocuklarımızı daha hayatın başında tüketim, gösteriş ve teşhir kültürünün içine sürüklemek yerine; onlara emeğin değerini, paylaşmayı, saygıyı, sorumluluğu ve gerçek başarının ne olduğunu öğretmek zorundayız.
Unutulmamalıdır ki çocuklarımız sahne ışıkları altında sergilenecek birer obje, sosyal medya malzemesi ya da gösteriş unsuru değildir. Onlar bu ülkenin geleceği, yarının yöneticileri, bilim insanları ve vicdan sahibi bireyleridir. Eğitim, gösteriyle değil değerle; alkışla değil karakterle anlam kazanır.










