Gazze’den Lübnan’a, İsrail tarafından tehdit edilen Müslüman coğrafyada insanlar hayatını kaybederken; dünyanın büyük bir kısmı sessiz kalmayı tercih ediyor. İşte tam da böyle bir dönemde Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklamalar, sıradan bir siyasi konuşmanın ötesine geçerek vicdanın ve tepkinin sesi haline geldi.
Bugün mesele bir siyasi görüş meselesi değil. Bugün mesele; zulüm karşısında susup susmamak meselesidir.
Soylu’nun “300-400 bin şehit veririz ama İsrail diye bir memleket kalmaz” sözleri bazı çevreler tarafından sert bulunabilir. Ancak bu sözleri anlamak için bölgedeki tabloya bakmak gerekir.
Gazze’den Lübnan’a kadar uzanan hatta sivillerin, çocuk ve bebeklerin, okulların ve yaşam alanlarının hedef alındığı, bölgesel gerilimin her geçen gün arttığı bir ortamda Türkiye’den yükselen sert bir ses, bir tehdidin değil bir duruşun ve caydırıcılığın ifadesi olarak okunmalıdır. Bu sözler savaş çağrısı değildir.
Bu sözler, “Türkiye’ye ve Müslüman coğrafyaya yönelen bir tehdit karşısında geri adım atılmaz” mesajıdır.
Bugün Türkiye’nin bulunduğu coğrafya adeta bir ateş çemberidir. Gazze’den Lübnan’a uzanan kriz hattı, bölgedeki gerilim, İsrail’in askeri ve siyasi hamleleri ve artan bölgesel tansiyon; Türkiye’nin ne kadar kritik bir jeopolitik hat üzerinde bulunduğunu açıkça göstermektedir.
Bu nedenle Türkiye’de yapılan her sert açıklama, sadece iç politikaya yönelik değil; aynı zamanda uluslararası dengelere verilen bir mesaj niteliği taşır.
Soylu’nun sözleri de tam olarak bu noktada anlam kazanıyor. Çünkü Türkiye, yıllardır hem sahada hem masada denge politikası yürütürken; bir yandan da mazlumların yanında olduğunu açık şekilde ortaya koyuyor.
Bugün Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen dış politika, savaş değil; adalet ve denge üzerine kuruludur. Ancak bu denge politikasının en önemli unsurlarından biri de caydırıcı ve net bir duruş sergilemektir.
Dünya tarihinde güçlü devletler, sadece diplomasi ile değil; gerektiğinde sert ve kararlı mesajlar vererek ayakta kalmıştır. Türkiye de bugün aynı refleksi göstermektedir.
Soylu’nun sözleri bu yüzden önemlidir. Çünkü bu sözler, korkunun değil cesaretin, sessizliğin değil vicdanın, geri çekilmenin değil kararlılığın ifadesidir.
Gazze’den Lübnan’a kadar uzanan Müslüman coğrafyada sivillerin, çocuk ve bebeklerin, okulların hedef alındığı bir ortamda Türkiye’den yükselen bu ses, bir milletin tarihinden gelen sorumluluk duygusunu yansıtmaktadır.
Bu refleks şudur:
Zulüm varsa karşısında durulur.
Tehdit varsa gereken cevap verilir.
Mazlum varsa yanında olunur.
Süleyman Soylu’nun sözleri tam olarak bunu anlatmaktadır.
Bu açıklamalar bir tehdit değil, Türkiye’nin ve Müslüman coğrafyanın güvenliği konusunda ortaya konan güçlü bir kararlılık mesajıdır.
Ve bazen dünyaya verilebilecek en net mesaj, diplomatik cümlelerden değil; vicdandan ve kararlılıktan doğan açık ve sert sözlerden geçer.
Said Çetintaş yazdı…
Süleyman Soylu ne dedi? Açıklamalarının tamamı haberde...










