Bu ülkede “baskı var” söylemiyle sokakları terörize etmeye çalışan, milletin güvenliğini, huzurunu ve geleceğini hedef alanları savunmak adına en ön saflarda yer alanların; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grup kuracak kadar siyasi imkâna sahip olması başlı başına büyük bir çelişkidir. Eğer iddia ettikleri gibi bir zulüm söz konusu olsaydı, bugün o söylemleri dile getirenler milletvekili sıfatıyla Meclis kürsüsünden konuşuyor olmazdı.
Türkiye’de sorun asla Kürt vatandaşlarımız değildir. Sorun; terörü siyasetin merkezine yerleştiren, şiddeti meşrulaştıran ve kaosu siyasal söylemin bir parçası hâline getiren zihniyettir. Kürt halkının haklarını savunduğunu iddia edenlerin, her terör operasyonu sonrası PKK ve uzantılarının diliyle açıklamalar yapması artık bir tesadüf değil, bilinçli ve ısrarlı bir tercihtir.
Dün ve bugün Suriye’de terör örgütü PKK/YPG’ye yönelik gerçekleştirilen operasyonların ardından yapılan sokak çağrıları ve “özgürlük” söylemleri, kimin halktan yana, kimin terörden yana durduğunu açıkça ortaya koymuştur. Terör örgütü kaybettikçe feryat büyümekte, söylemler sertleşmekte, sokaklar adres gösterilmektedir.
Oysa milletvekilliği; terörü aklama, sokakları kışkırtma ya da güvenlik güçlerini hedef gösterme makamı değildir. Demokrasi, silahın gölgesinde savunulamaz. Meşruiyet, sandıktan gelir; dağdan değil.
Kürt vatandaşlarımız huzur ister, güven ister, evlatlarının geleceğini ister. Terör ise kaos ister, ayrışma ister. Bu ikisini aynı cümlede savunmaya çalışanlar samimi değildir; aksine toplumsal barışa zarar vermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti, terörle mücadelesini dün olduğu gibi bugün de kararlılıkla sürdürmektedir. Bu mücadele herhangi bir kimliğe değil; Türkiye’nin birliğini, huzurunu ve ortak geleceğini hedef alan terör örgütlerine karşıdır.
Bu ülkenin gücü, ayrışmadan değil birlikten; kaostan değil huzurdan gelir. Ve bu millet artık çok iyi bilmektedir: Sorun Kürtler değil; Türkiye’nin birliği ve huzuruyla sorunu olan zihniyettir.










