Şehrimizin en temel sorunlarından biri kaldırım işgalleri. İş yerleri, önlerine kendi araçlarından başka araç park edilmesin diye dubalar, sandalyeler ve benzeri materyaller koyan esnaflar… Her köşe başını sarmış seyyarlar, yüz metre yürüdüğünüzde önünüzü kesen onlarca dilenci…
Ben bulvarın ve modern pazarın ana yolunda (itfaiye güzergâhında) tek şeridi kapatarak masa açıp tavla oynayan esnafı bile görüyorum.
Trafikte araç kullanırken sağından, ortasından veya solundan geçerek insan hayatını tehlikeye atan motosiklet sürücüleri ise ayrı bir sorun. Ne yazık ki bu durum, kontrolsüz bir şekilde şehrimizde hızla büyüyor.
“Kim hangi görevle meşgul, kim ne iş yapıyor?” sorusu da ayrı bir tartışma konusu. Öğle çayını ya da yemeğini sokağı ve caddeleri işgal etmiş seyyarla geçiren resmi kıyafetli zabıtalar; yaya kaldırımından geçen motosikletliyle selamlaşan kolluk kuvvetleri vs…
İşin içinden çıkmak gittikçe zorlaşıyor ve durum her geçen gün daha karmaşık hâle geliyor.
Dün Samsun trafiğinde yaşadıklarım durumu çok net özetliyor:
Elli Altılar Çiftlik bölgesi… Önümden hızla geçen tüp arabası, kasadaki başıboş tüplerle her manevrada etrafa çarpıyor; tehlikenin boyutu yüksek. Biraz ileride, yaya için durduğumda, arkamdaki okul servis aracı kamyon kornası ve havalı egzoz takmış bana öfkeyle tepki gösteriyor: “Neden yayaya yol verdim?” dercesine mahalleyi inletiyor.
Biraz daha ileride, Elli Altılar’da küçük bir motosiklet… Önde baba, ortada küçük çocuk, arkada anne… Kasksız. Doğum hastanesi önünden geçerken ise tam karşıda düğün konvoyu yapılmış; kornalar, hastanenin hemen yanında yeri göğü inletiyor. Şehir tam bir curcunaya dönmüş gibi.
Ama bütün bunları düşünürken, (kimse görevini yapmıyor diye) yanımda eşim ve aracın camında resmi trafik basın kartı görünür hâlde… Hoop, dur bakalım, trafik kontrolü! :))) Güler misin, ağlar mısın? Tam rahmetli Levent Kırca’lık bir duruma düşmüşüz.










