Uçak fobimi 48 yıl sonra, babamın vefat haberini aldığım gün yendim. Hep bahsedilirdi havaalanlarındaki su problemlerinden, ama o psikolojik durumda bana çok saçma gelen bir uygulamaya ben de bizzat şahit oldum.
Gurur duyduğumuz ve bence dünyanın en güzel, en teknolojik hizmet veren havalimanı olan İstanbul Havalimanı’ndan biniş yapmak için giriş yaptım. Personel, yönlendirme vb. konularda bazı eksikler gördüm ama şimdi konumuz bu değil.
Girişte şunu fark ettim: Tüm güvenlik mensuplarının dikkati sadece suya odaklanmıştı.
Güvenlik açısından mutlaka bir gerekçesi vardır; bunu yetkililer elbette açıklayabilir. Fakat madem güvenlik nedeniyle sular alınıyor, o halde kontrol noktalarında, hava yolları tarafından denetimi yapılmış, güvenli sularla değişim yapılabilir. Yani el konulan suların yerine, güvenli olduğu bilinen sular ikram edilebilir.
Diyabet başlangıcı olan biri olarak bol su içmem gerekiyor. Aslında diyabet olmasam da herkesin su içmeye ihtiyacı var. Saatlerce havalimanlarında bekleyen, ilaç almak zorunda olan, susayan insanların da bu en temel ihtiyacını karşılaması gerekiyor. Güvenli bir yolculuk vaat eden hava yolları veya işletmeler, insana hayat veren suyunu alarak bir anlamda onun yaşamına kast ediyor.
Daha da vahimi, içeride 2 TL’ye alınan hatta Avrupa ve birçok ülkede bedava sunulan– su sebilleri bizde yok. Oysa yolcuların ya da misafirlerin su içmesine izin verecek, basit ama insani bir çözüm uygulanabilir.
Aksi durumda, içerideki yüzlerce güvenlik görevlisi sanki insanların 0.5 litrelik suyu 100 TL’ye içmesi için görevlendirilmiş gibi bir imaj oluşuyor.
Bu konuyla ilgili elbette çok şey yazılır, çizilir. Ama kısaca belirtmek istiyorum ki; bu vahim ve çağ dışı uygulama, hem insani hem de toplumsal açıdan yeniden değerlendirilmelidir.










