Türkiye ekonomisinde son yıllarda yaşanan döviz kuru dalgalanmaları, yüksek enflasyon ve artan finansman maliyetleri pek çok şirketi ciddi bir mali krizin içine sürükledi. 2026 yılının ilk çeyreğine ait veriler incelendiğinde, özellikle imalat, inşaat ve perakende sektörlerinde iflas ve
konkordato başvurularında kayda değer bir artış yaşandığı görülüyor. Peki bu iki kavram arasındaki temel fark nedir ve şirketler hangi durumda hangi yola başvurmalıdır?
İflas Nedir?
İflas, bir borçlunun borçlarını ödeyemez hale gelmesi durumunda mahkeme kararıyla mal varlığının tasfiye edilmesi sürecini ifade eder. Türk Ticaret Kanunu ve İcra İflas Kanunu çerçevesinde yürütülen bu süreçte şirketin tüm aktif varlıkları paraya çevrilerek alacaklılara dağıtılır. İflas kararı verilmesiyle birlikte şirketin ticari faaliyetleri tamamen sona erer; tüzel kişilik tasfiye sürecine girer. Bu nedenle iflas, geri dönüşü olmayan ve şirketin ömrünü fiilen bitiren hukuki bir sonuç doğurur. Küçük ölçekli işletmelerden büyük holding yapılarına kadar her ölçekteki şirket iflas tehdidiyle karşı karşıya kalabilir.
Konkordato Nedir ve İflastan Farkı Ne?
Konkordato ise iflastan özünde farklı bir mekanizmadır. Borçlarını ödeyemeyen ya da yakın vadede ödeyemeyeceği anlaşılan bir borçlu, faaliyetlerine devam ederek borçlarını yeniden yapılandırmak amacıyla konkordato talebinde bulunabilir. Mahkeme tarafından geçici mühlet kararı verilmesiyle birlikte alacaklıların icra takiplerinin önüne geçilir; şirkete nefes alma süresi tanınır. Bu kritik fark, konkordatoyu iflasa tercih edilebilir kılan en önemli unsurdur: Şirket faaliyetlerini sürdürür, çalışanlar işini kaybetmez ve alacaklılar müzakere yoluyla daha iyi bir tahsilat oranı elde edebilir.
2026'da İflas ve Konkordato Başvurularının Seyri
Türkiye İstatistik Kurumu ve mahkeme kayıtlarından derlenen verilere göre 2026 yılının ilk çeyreğinde ticaret mahkemelerine yapılan konkordato başvurularının bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla artış eğiliminde olduğu görülmektedir. Bu eğilim, şirketlerin tasfiye yerine yeniden yapılanmayı tercih ettiğine işaret ediyor. Özellikle orta ölçekli üretim şirketleri ve ihracata bağımlı firmaların kur riski nedeniyle bu yola başvurduğu gözlemleniyor. Bununla birlikte iflas başvurularında da belirli sektörlerde yoğunlaşma dikkat çekiyor; bunların büyük bölümünü uzun vadeli kira ve tedarik sözleşmeleri altında ezilen küçük perakende işletmeleri oluşturuyor.
Hangi Durumda Hangi Yol Seçilmeli?
Şirketin içinde bulunduğu mali durumun niteliği bu seçimi belirleyen en kritik faktör. Eğer şirketin temel iş modeli sağlam ancak geçici bir likidite krizi söz konusuysa ve alacaklılarla müzakere zemini mevcutsa, konkordato doğru tercih olabilir. Öte yandan aktif değeri pasif değerin çok altında kalmış, yeniden yapılanma olanağı gerçekçi olmayan bir şirket için iflas kaçınılmaz bir son olabilir. Bu ayrımı doğru yapabilmek, şirket yöneticileri ve ortakları için hem zaman hem de hukuki açıdan büyük önem taşıyor.
Akdemir Hukuk bünyesindeki uzman kadro, şirketlere bu kritik değerlendirme sürecinde somut ve uygulanabilir hukuki yol haritası sunuyor.
Süreci Hukuki Danışmanlık Olmadan Yönetmek Mümkün mü?
Hem iflas hem de konkordato süreçleri, son derece teknik ve prosedür yoğun hukuki mekanizmalar. Başvuru dilekçesinin hazırlanmasından gerekli finansal belgelerin mahkemeye sunulmasına, komiser atanması sürecinden alacaklılar toplantısına kadar her aşama hukuki dikkat gerektiriyor. Hatalı ya da eksik adımlar başvurunun reddedilmesine, geçici mühletten yararlanılamamasına veya sürecin aleyhte sonuçlanmasına yol açabilir. Bu nedenle şirketlerin, mali krizin ilk sinyallerini aldıkları andan itibaren alanında uzman bir hukuk bürosundan destek alması kritik önem taşıyor.