Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu öncülüğünde düzenlenen 20’nci Ufuk Turu programı, 13–16 Kasım tarihleri arasında Ankara Kızılcahamam’da gerçekleştirildi. Türkiye’nin 45 ilinden sivil toplum temsilcilerinin katıldığı programa, dünyanın farklı bölgelerinden akademisyenler, İslami hareket mensupları ve sivil toplum liderleri iştirak etti. Bu yılın ana teması, “İslam Birliği ve Türkiye’nin Geleceği” oldu.
Dört gün süren programa SAMİR adına Genel Sekreter Ahmet Muştu katıldı. Etkinlik boyunca İslam Birliği ve Türkiye’nin geleceğine dair önemli konuşmalar yapıldı. Program, İMH Onursal Başkanı ve Filistin’e Destek Platformu Başkanı Mehmet Güney’in konuşmasıyla başladı.Etkinlik, bugün açıklanan sonuç bildirgesi ile tamamlandı. SAMİR temsilcisi Ahmet Muştu, ikinci kez katıldığı programların son 20 yıldır düzenlendiğini ve bu tür organizasyonların Türkiye’nin sivil toplum çalışmaları açısından önemli olduğunu belirtti.Müslümanların Birliği Dini Bir Zorunluluk
Bildirgede dikkat çeken en önemli vurgulardan biri, Müslümanların birlikteliğinin Kur’an-ı Kerim’deki “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölünüp parçalanmayın” emriyle sabit bir dini görev olduğuna dikkat çekilmesi oldu. İttihad-ı İslami düşüncesinin 19. yüzyılda ortaya çıkmış bir ideoloji değil, Müslümanlığın özünde yer alan ayrışmaz bir nitelik olduğu belirtildi.Bildiride ayrıca hilafetin kaldırılmasının Türkiye’nin çağdaşlaşma yolunda bir “devrim” olarak nitelendirilemeyeceği; bunun, Osmanlı yenilgisi sonrası Anadolu’ya dayatılmış bir zorunluluk olduğu ifade edildi. Bu kırılmanın Türkiye’nin 2 milyar Müslüman üzerinde liderlik rolünü kaybetmesine yol açtığı vurgulandı.Siyonizm ve Büyük İsrail Projesi Tehlikesi
Katılımcılar, günümüzün en büyük tehditlerinden birinin Siyonizm olduğunu belirtti. Bölgedeki gelişmelerin yalnızca “Nil’den Fırat’a İsrail” hedefiyle sınırlı kalmadığı; daha geniş bir Büyük İsrail projesi ile İslam coğrafyasının kalbinin sömürgeleştirilmeye çalışıldığı ifade edildi. Bu durumun sadece İslam dünyası için değil, tüm insanlık için ciddi bir tehdit olduğu dile getirildi.
İslam Dünyasında Birlik Eksikliği
İslam ülkelerinin henüz Avrupa Birliği benzeri bir yapı oluşturamadığına dikkat çekilen bildiride, bu durumun başlıca sebepleri olarak:
İslami şuur eksikliği
Devlet-millet ayrışması
Milliyetçilik
Mezhepçilik
Sınıfsal ayrışmalar gösterildi.
Genç Nüfus ve Atıl Güç
Müslümanların dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturduğu, bunların %60’ının 35 yaşın altında olduğu vurgulandı. Buna rağmen İslam coğrafyasının sahip olduğu insan ve doğal kaynakların yeterince değerlendirilemediği belirtildi. İslam ülkelerinin küresel ticaret hacminin yalnızca %6–7 olduğu, dolar ve euroya bağımlılığın ise %90 seviyesinde bulunduğu ifade edildi. Ortak bir para birimi oluşturulmasının acil olduğu dile getirildi.
İslam Birliği Yolunda Atılması Gereken Adımlar
Bildirgede, İslam Birliği’nin sağlanması için şu temel adımların atılması gerektiği belirtildi:
Ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi
Yönetimlerin meşruiyetini halktan alması
Sivil toplum, akademisyenler ve medya arasında güçlü bağların kurulması
İslami literatürün özgün düşünce ve kültür temelinde geliştirilmesi
Kur’an’da emredilen ulü’l-emr heyetlerinin oluşturulması
Ortak savunma sisteminin kurulması
Türkiye’nin Tarihî Rolü
Türkiye’nin tarihî birikimi, kültürü, devlet tecrübesi ve coğrafi konumu itibarıyla İslam Birliği projesine öncülük edebilecek kapasitede olduğu vurgulandı. Bildiride, Türkiye’nin iç bütünlüğünü güçlendirmesi, İslami yönelimini sağlamlaştırması ve ulus devlet anlayışının sınırlayıcı kalıplarını aşması gerektiği belirtildi.
Sonuç bildirgesinde ayrıca, Türkiye’nin öncülüğünde dile getirilen “Dünya 5’ten büyüktür” tezinin, yalnızca siyasi değil, fıtri, insani ve İslami bir meydan okuma olduğu ifade edildi ve bu fikrin yaygınlaştırılması çağrısında bulunuldu.
20.UFUK TURU SONUÇ BİLDİRGESİTürkiye'nin ve dünyanın birçok yerinden akademisyenler, İslâmi hareket mensupları ve sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla 13-16 Kasım tarihleri arasında Ankara- Kızılcahamam’da gerçekleşmiştir. “İslâm Birliği ve Türkiye’nin Geleceği” başlığı altında; tarihsel, siyasi, ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla İttihadı İslâmmeselesi derinlemesine analiz edilmiştir. Türkiye’nin geleceğinin Müslümanların birliğini önemli ölçüde etkileyeceği fark edilmiş ve birliğin temini için aşağıdaki hususların altı çizilmiştir.I. Tarihi ve Dini Temel Zaruret1. Müslümanların birlikteliği, Kur'an-ı Kerim'de yer alan "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, bölünüp parçalanmayın" emriyle sabit, dini bir zorunluluk ve yükümlülüktür.2. İttihad-ı İslâm düşüncesi, 19. yüzyılda türemiş ideolojik bir kavram değil; bir Müslümanın, Müslümanlığın bizzat içinde mündemiç, parçalanmaz, ayrışmaz bir özelliğidir.3. Tarih boyunca Müslümanlar, vahye iltifat ettiklerinde nizam (düzen) ve bununla beraber güç (siyasal, ekonomik, iktisadi) elde etmişler ve bu düzeni insanlığa taşımışlardır.II. Siyasal Beden Bütünlüğü Krizi ve Halifesizlik1. Müslümanların günümüzdeki parçalanmış görüntüsü, siyasal beden bütünlüğünün yok edilmesiyle doğrudan ilişkilidir.2. Halifesizlik (Decaliphatization), son yüz yıldır İslâmdünyasının kendi kararıyla değil, mağlubiyetin bir sonucu olarak dayatılmış anormal bir durumdur.3. Halifeliğin kaldırılması, Türkiye'nin çağdaş uygarlık yolunda katettiği bir devrim değil; yenilgide bize dayatılmış bir şarttır ve Türkiye'nin 2 milyar Müslümanın liderliğini yapabilecek iktidar konumunu kaybetmesi anlamına gelir.4. Geçmişte Müslümanlar, farklı coğrafyalara yayılsalar dahi, fikri, müfredat ve inanç birliğini (İcazet, İntisap, Hac) korumuşlardır; ulemanın vatanı İslâm'ın hâkim olduğu coğrafyadır.III. Batı Hegemonyası, Jeopolitik Çatışmalar ve Engeller1. İslâm coğrafyası, tarihsel ve modern dönemde en büyük ekonomik ve medeniyetler geçiş noktasına sahip olması nedeniyle, daima sömürgecilerin yoğunlaştığı krizlere gebe bir noktayı teşkil etmektedir.2. Batılı güçler, 19. yüzyılda sömürgeleştirme, 20. yüzyılın başında ise Sykes-Picot anlaşmasıyla parçalama siyasetini takip ederek İslâm ümmetini küçük, yönetilebilir parçalara bölmüştür.3. Güncel olayların merkezinde, sadece Nil'den Fırat'a değil, İslâm coğrafyasının kalbini sömürgeci bir anlayışla kontrol altına almayı hedefleyen Büyük İsrail Projesi bulunmaktadır.4. Batı hegemonyası, kendi içinde birliği (Avrupa Birliği) sağlarken, İslâm ülkelerinde güçlü bir birlik oluştuğu anda parçalanma ve çökertme siyasetini devreye sokmakta ve yapay (sun'î) krizler oluşturmaktadır.5. İslâm ülkeleri arasındaki birliğin önündeki temel iç engeller şunlardır: İslâmi şuur eksikliği, devlet-millet ayrışması, milliyetçilik, mezhepçilik ve sınıfsal farklılıkların aşırı artması.6. Batı medeniyetinin sözde demokratik ve insancıl ilkeler üzerine kurulduğu iddia edilse de Gazze Direnişi'nin ahlaki tutumu, bu değerlerin ve kurumlarının tamamen işlevsiz olduğunu ve ahlaki bir çöküş içerisinde bulunduğunu ortaya çıkarmıştır.IV. İktisadi ve Demografik Fırsatlar1. Müslüman coğrafyası, dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini (1.9 milyar) temsil etmekte ve halkının %60'ından fazlasının 35 yaş altı olmasıyla dinamik bir beşeri potansiyele sahiptir.2. Müslümanlar, dünya kaynaklarının (petrol, doğal gaz, altın, uranyum, fosfat) yarısından fazlasına sahiptir. Bu kaynaklar doğru değerlendirilirse, İslâm âlemi dünyanın üçüncü ekonomik gücü olma potansiyeline sahiptir.3. İİT ülkeleri küresel ticaret hacminin sadece %6–7’sini kendi aralarında gerçekleştirmektedir. Dış ticaretin %90’ından fazlasının dolar ve euro üzerinden yapılması ise rezerv para sistemine yüksek bağımlılığı göstermektedir.V. İcraata Yönelik Stratejik ve Kurumsal Öneriler1. Artık söylem aşamasından çıkılarak uygulamaya geçilmesi gerekmektedir. Mesele en üst düzeyden (hilafet) değil, daha atılabilir somut adımlardan başlatılmalıdır.2. Siyasal İstikrar ve Liyakat: İslâm ülkelerinde meşruiyetini halktan alan, sürdürülebilir yönetimlerin kurulması esastır. Siyasal istikrarı sağlayacak YSK (Yüksek Seçim Kurulu) ve liyakati temin edecek ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) benzeri kurumlar kurulmalıdır.3. Ekonomik Entegrasyon: Ticari işbirlikleri artırılmalı; İİTülkelerinin paralarının ortak bir birime sabitlenmesiyle "parasal alan" (ortak muhasebe birimi) oluşturulmalıdır. Faizli borçlanmaya bağımlılığı azaltmak için İslâmi finansal ürünler (Sukuk) kullanılmalıdır.4. Halklar Arası Hareketlilik: Sivil toplumlar, kurumlar, gazeteciler ve akademisyenler arası hareketlilik projeleri kurulmalıdır. Yaz dönemlerinde kullanılmayan yurtların, farklı ülkelerden gelen gençlerin bir araya gelmesi için "Müslüman Yurtlar Birliği" gibi çabalara dönüştürülmelidir.5. Düşünce ve Kültürde Özgünlük: İslâmi kavramların (ıslah, ihya, inşa, şûra, hilafet) modernitenin ödünç kavramlarından (devrim, reform, demokrasi) ayrıştırılarak özgünlüğünün korunması gerekir.6. Ulü'l-Emr Heyetleri: Dikey siyasi ilişkiler yanında, siyasi ve sosyal dayanışmayı güçlendirmek amacıyla Kur'an'daki bir emir olan Ulü'l-Emr (Şûra) heyetlerinin oluşturulmasına odaklanılmalıdır.7. Ortak Savunma: Ortak bir güvenlik ve savunma birliği kurulmalı, askeri ve teknik yardımlaşma ile ortak silah üretimi hedeflenmelidir.VI. Türkiye'nin Vizyonu ve Öncü Rolü1. Türkiye, sahip olduğu tarihi tecrübe ve kültürü dikkate alındığında, İslâm Birliği projesine öncü bir rol üstlenebilecek güçlü bir ülkedir. Türkiye'nin insanlığın vicdanı, sığınağı ve namusu olduğu vurgulanmıştır.2. Türkiye, 21. yüzyıl vizyonuyla, İslâmlaşmasını kuvvetlendirerek ve ulus-devlet anlayışının sınırlayıcı kalıplarını aşarak İslâm’ı dikkate alan yeni bir düzen iddiasını güçlü bir şekilde sürdürmelidir.3. Türkiye, İslâm ülkeleri arasında lojistik, finans ve üretim alanında ciddi rol üstlenmeli ve bölge ile iktisadi işbirliklerini (İİT ile ticaret hacmini %12'den %28'e çıkarmak gibi) artırmaya devam etmelidir.4. Türkiye'de on binlerce uluslararası öğrencinin okumasına imkan sağlanması, İslâm birliği projesini gönülden inşa eden bir neslin yetişmesine katkı sağlamaktadır ve tabanlar arası kardeşlik bağlarını güçlendirmektedir.5. Türkiye'nin "Dünya beşten büyüktür" tezi, küresel vesayet sistemine karşı fıtrî, insanî ve İslâmî bir meydan okumadır ve bunun hayata geçirilmesi tüm Müslümanların ortak sorumluluğudur.

















