Türkiye tarımı son yılların en kırılgan dönemlerinden birinden geçerken; artan gübre maliyetleri, küresel enerji krizi, su stresi, kuraklık, iklim değişikliği ve zayıflayan toprak yapısı üreticileri alternatif çözümlere yöneltiyor. Özellikle kimyasal gübre fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, üretim maliyetlerini tarihi seviyelere taşırken, doğal ve sürdürülebilir kaynaklara olan ilgi de artıyor. Bu süreçte yeniden gündeme gelen başlıklardan biri ise leonardit oldu.
Milyonlarca yıl önce yer altında kalan organik materyallerin doğal dönüşümüyle oluşan leonardit, içerdiği yüksek humik ve fulvik asit sayesinde yalnızca tarım sektöründe değil; iklim değişikliği, karbon yönetimi, su verimliliği ve sürdürülebilir tarım tartışmalarında da dikkat çekiyor. Türkiye’de bu alandaki saha çalışmalarıyla öne çıkan isimlerden biri ise yaklaşık 12 yıldır leonardit ve toprak biyolojisi üzerine araştırmalar yapan Enver Abdullah Baltaş oldu.
Doğa ve toprak çalışmalarıyla bilinen araştırmacı Enver Abdullah Baltaş, Türkiye’de birçok tarım toprağında kritik organik madde kaybı yaşandığına dikkat çekiyor. Uzmanlara göre bazı tarım alanlarında organik madde oranı yüzde 1’in altına kadar düşmüş durumda. Bu durum toprağın su tutma kapasitesini azaltırken, kuraklık stresini artırıyor, verim kayıplarına neden oluyor, bitkinin besin elementlerine erişimini zorlaştırıyor ve kimyasal gübre bağımlılığını büyütüyor.
Baltaş’a göre çözüm, toprağın doğal biyolojik yapısını yeniden güçlendirmekten geçiyor. Leonardit kaynaklı humik asitlerin toprağın biyolojik hafızasını yeniden aktive edebileceğini savunan Baltaş, “Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla kimyasal yük değil; toprağın hafızasını yeniden canlandırmak” değerlendirmesinde bulunuyor.
Araştırmacının dikkat çektiği bölgelerin başında Kahramanmaraş’taki Afşin-Elbistan havzası geliyor. Baltaş’a göre bölgedeki rezervler yalnızca Türkiye için değil, dünya ölçeğinde stratejik kalite potansiyeli taşıyor. Yapılan analizlerde toplam humik ve fulvik asit oranının yüzde 64,38, organik madde oranının yüzde 70,67, pH değerinin 6,08, kireç oranının yüzde 2,28 ve nem oranının yüzde 32,79 olduğu görülüyor. Uzmanlar özellikle yüzde 64,38 seviyesindeki humik ve fulvik asit oranının dikkat çekici olduğunu belirtiyor. Akademik çalışmalarda yüksek kaliteli leonarditlerde bu oranın genellikle yüzde 40 ile yüzde 90 arasında değiştiği ifade ediliyor.
Uzmanlara göre leonarditi stratejik hale getiren temel unsur ise toprağın biyolojik yapısı üzerindeki etkisi. Bilimsel değerlendirmelere göre yüksek humik asit; toprağın katyon değişim kapasitesini artırabiliyor, besin elementlerini bağlayıp kontrollü salınım sağlayabiliyor, mikrobiyal yaşamı güçlendirebiliyor, kök gelişimini destekleyebiliyor ve toprakta karbon tutulmasına katkı sunabiliyor. Özellikle kuraklık riskinin arttığı bölgelerde su tutma kapasitesini yükseltmesi, leonarditi iklim krizine karşı önemli araçlardan biri haline getiriyor.
Son yıllarda leonardit yalnızca verim artırıcı bir materyal olarak değil, aynı zamanda iklim değişikliğine uyum aracı olarak da değerlendiriliyor. Türkiye’de özellikle İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgeleri artan sıcaklıklar ve azalan yağış nedeniyle yüksek kuraklık riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Uzmanlara göre iklim değişikliğiyle birlikte toprak organik maddesi azalıyor, buharlaşma artıyor, tarımsal su ihtiyacı yükseliyor, verim dalgalanmaları büyüyor ve toprak biyolojisi zayıflıyor. Teknik analizler ise leonarditin toprağın su tutma kapasitesini ciddi ölçüde artırabildiğini ortaya koyuyor. Bazı saha çalışmalarında humik asit uygulanan alanlarda toprağın nem tutma kapasitesinin belirgin şekilde yükseldiği belirtiliyor.
Türkiye’de birçok üniversite de leonardit üzerine kapsamlı çalışmalar yürüttü. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin taze fasulye üzerine yaptığı araştırmalarda sıvı leonardit uygulamalarında yüzde 45 ila yüzde 216, katı leonardit uygulamalarında ise yüzde 91 ila yüzde 286 oranında verim artışı gözlendiği bildirildi. Çalışmalarda ürün kalitesinde de iyileşme kaydedildiği ifade edildi.
Bingöl Üniversitesi’nde yapılan araştırmalarda ise leonardit ile kimyasal gübrelerin birlikte kullanımının mısır ve domates üretiminde olumlu sonuçlar verdiği belirtildi. Araştırmalara göre leonardit azot kullanım verimliliğini artırıyor, fosfor alımını kolaylaştırıyor ve potasyum dengesini destekliyor. GAP Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi’nin saha denemelerinde ise leonardit uygulanan alanlarda toprak neminin arttığı, organik madde miktarının yükseldiği, penetrasyon direncinin düştüğü ve kök gelişiminin güçlendiği tespit edildi.
Teknik analizlere göre Türkiye, kimyasal gübre hammaddesinin yaklaşık yüzde 95’ini ithalat yoluyla karşılıyor. 2023 yılında gübre ithalatı için yaklaşık 2,38 milyar dolar ödeme yapıldığı belirtiliyor. Uzmanlara göre leonardit doğrudan kimyasal gübrenin yerine geçmese de gübre kullanımını azaltabiliyor, topraktaki mevcut besinleri aktif hale getirebiliyor, verim kaybını azaltabiliyor ve toprak biyolojisini destekleyebiliyor. Bazı teknik hesaplamalarda leonardit kullanımının yaygınlaşması halinde yıllık yüz milyonlarca dolarlık dövizin ülkede kalabileceği ifade ediliyor.
Enver Abdullah Baltaş’ın dikkat çektiği önemli başlıklardan biri de kalite farkları oldu. Araştırmacıya göre piyasada “leonardit” adıyla satılan her ürün aynı içeriğe sahip değil. Uzmanlar çiftçilerin mutlaka analiz raporu istemesi, humik ve fulvik asit oranlarını incelemesi, organik madde seviyesine dikkat etmesi, ağır metal analizlerini kontrol etmesi ve kireç oranlarını değerlendirmesi gerektiğini vurguluyor.
Leonardit yalnızca özel sektörün değil, kamu kurumlarının da gündeminde yer alıyor. Türkiye Kömür İşletmeleri’nin geliştirdiği TKİ-HÜMAS projesi kapsamında yerli hammaddeden sıvı humik asit üretimi gerçekleştiriliyor. Teknik raporlara göre proje kapsamında 3,9 milyon litreyi aşan üretim yapıldı, yıllık kapasite artırıldı, organomineral gübre yatırımları planlandı ve Türkiye’nin 40 ilinde saha uygulamaları başlatıldı.
Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda yalnızca enerji değil, sağlıklı ve verimli toprak da ülkelerin stratejik güvenlik başlıklarından biri olacak. Kuraklık, su krizi, iklim değişikliği ve üretim maliyetlerindeki baskı nedeniyle organik madde açısından güçlü toprakların önemi her geçen yıl artıyor. Türkiye ise milyarlarca tonluk leonardit rezerviyle bu alanda dikkat çeken ülkeler arasında gösteriliyor.
Enver Abdullah Baltaş’ın yıllardır sürdürdüğü saha çalışmaları, yaptırdığı analizler ve gündeme taşıdığı tartışmalar ise leonardit konusunu yeniden Türkiye tarımının en önemli başlıklarından biri haline getirmiş durumda. Önümüzdeki dönemde yanıtı en çok merak edilen soru ise şu: Türkiye, elindeki bu doğal kaynağı bilimsel, şeffaf ve sürdürülebilir bir modelle gerçekten stratejik avantaja dönüştürebilecek mi?

Kaynaklar: Üniversite araştırmaları, teknik analiz raporları, TKİ verileri, saha analizleri ve leonardit üzerine hazırlanan akademik çalışmalar



















