Türkiye’de medya ve siyaset ilişkisi artık tehlikeli bir eşiği aşmış durumda. Hakikatin yerini, sistematik biçimde üretilen algılar alıyor. Son günlerde, önceki dönem İçişleri Bakanı Süleyman Soylu üzerinden dolaşıma sokulan “Tunceli Valisi’ni akladı” iddiası ise bu kirli düzenin en tipik örneklerinden biri.
Ortada gerçek yok; belge yok; somut dayanak yok. Ama buna rağmen aynı cümlelerle servis edilen, aynı merkezden çıkmış izlenimi veren haberler var. Bu durum artık “yanlış habercilik” sınırını aşmış, bilinçli bir algı mühendisliğine dönüşmüştür. Birileri gerçeği eğip bükmekle kalmıyor, adeta yeniden yazmaya kalkıyor.
Devlet yönetimi, hele ki güvenlik ve adalet gibi hayati başlıklarda, dedikodularla değil hukukla yürür. Soruşturma süreçleri de bu çerçevede ilerler. Ancak bazı çevreler için hukuk bir ölçü değil, sadece işlerine geldiğinde başvurulan bir araç. İşlerine gelmediğinde ise devreye çarpıtma, eksiltme ve bağlam koparma giriyor.
Daha vahimi ise şu: Farklı yayın organlarında kelimesi kelimesine benzer metinler. Bu tablo, gazetecilik refleksiyle açıklanamaz. Bu, açıkça organize bir yönlendirme, planlı bir algı üretimidir. Adına ne derseniz deyin, bunun gazetecilikle bir ilgisi yok.
Ve en rahatsız edici nokta: Bir insanın yaşadığı acının, bu kirli senaryoya malzeme yapılması. Bu artık sadece etik bir sorun değil; düpedüz vicdan iflasıdır. Bir can üzerinden algı inşa etmek, hiçbir şekilde meşrulaştırılamaz.
Süleyman Soylu’nun açıklamalarında altı çizilen şey aslında son derece açık: Soruşturmalar sonuna kadar gidecek, en küçük detay bile göz ardı edilmeyecek. Eğer bir ihmal varsa ortaya çıkarılacak, kim sorumluysa hesap verecek. Bu yaklaşımı bile çarpıtarak “aklama” diye sunmak, iyi niyetle açıklanamaz.
“Devletin dini adalettir” sözü boşuna söylenmiş bir söz değildir. Ama bugün görüyoruz ki bazıları için adalet değil, algı daha kıymetli. Gerçek değil, oluşturulan izlenim daha önemli. İşte sorun da tam olarak burada başlıyor. Sonuç olarak; iftira, çarpıtma ve organize algı operasyonlarıyla kurulan hiçbir gündem kalıcı olmaz. Gerçekleri bastırmaya çalışanlar, eninde sonunda o gerçeğin altında kalır. Hakikat gecikir, ama kaybolmaz. Ve o gün geldiğinde, gerçeği eğip bükenler sadece susmak zorunda kalmaz; aynı zamanda bunun hesabını da verir.
Süleyman Soylu:
"Her şey, 15 Temmuz gecesi teröristlerin TRT’ye yaptığı baskını bastırmakla başladı.
Gelinen süreçte, 8 yıllık İçişleri Bakanlığı döneminde; hırsıza, arsıza, bozguncuya, teröre ve teröriste göz açtırmayarak üstün bir gayretle devam etti.
Rahatsızlığınız belli. Tabii ki istemeyecekler, tabii ki “bir daha gelmesin” diyecekler, tabii ki ismini her duyduklarında titreyecekler, tabii ki algı yapacaklar ve tabii ki en son çare olarak iftiralara başvuracaklar.
Şunu unutmayın ki; Süleyman Soylu sizi rahatsız etmeye devam edecek…
Beni sevmeyen hain değildir. Lakin hainlerin hiçbiri beni sevmez.”











