Bu yazı kimin? Diye seslendi Öğretmen. Elindeki dosyadan üzeri yazılmış bir saman kâğıdı çıkararak. Herkes birbirine baktı. Bana yabancı gelmedi ama sesimi de çıkaramadım bir an. Sonra ekledi.-Çok
güzel bir kompozisyon olmuş fakat yazarımız adını yazmamış. Listeden buluruz
artık dedi. Sınıf isim listesini önüne koydu. Bütün öğrenciler birbiri ile
acaba ben mi unuttum der gibi mırıldanarak konuşmaya başladı. Öğretmenizi
başını kaldırdı.-Sessiz!!!
Dedi. Davudi sesi ile otoriter idi. Ona karşı hata yapmak istemezdiniz. Çünkü
12 Eylül Darbesinden sonraki Pazartesi okula gittiğimiz zaman. Sınıfa gelmiş ve
şöyle demişti:-Bundan sonra çekeceğiniz var
benden. Hadi bakalım abileriniz gibi siz de anarşistlik yapın. Lisedeki solcu
öğrenciler Öğretmenimizin akşam okul çıkışı yolunu kesmişler, dövmüşler ve
baygın halde çöpe atmışlar. Sabah Belediyenin çöpçüleri kaldırmış. Acile
götürmüşler. Çok çektirmişler o sebeple çok üzgün bir o kadar kızgın idi.-Ersan
Salihoğlu! Dedi birden irkildim.-Efendim
Öğretmenim. Dedim. -Sınav kağıdı senin evladım. Neden
dikkat etmiyorsun. Dedi babacan tavırları
ile. Severdi beni. Yoksulluğumdan olsa gerek belki de. Köyden şehre göç etmiş
bir ailenin 5 çocuğundan en büyüğü idim. Babam hem köye yardım ederdi. Hem
Halamın yetimlerine, hem bize yetişmeye çalışırdı. Bu sebeple hep yarım kalırdı
bize ilgisi. Gözlerinin içinde şimşekler çakarak dedi ki:-Evladım
sakın yazmayı bırakma. Bir defter al kendine günlük yaz. Şiir yaz. Makale yaz.
Yaz ama sakın unutma. (Rahmi Özen Hocama sevgilerimle)O gün kendimi çok mutlu
hissettim. İsmimi yazmadığım için notumu
kırmıştı ama. “Yaz” demişti. Bu teşvik ile hep yazmaya çalıştım. Şiir
denemelerim oldu. Yazılarıma devam ediyorum. Bir Tiyatro Oyunu bile yazdım.
“Hilf’il-Fudul” isimli. Henüz oynanmadı. Şimdi Millî Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürü olan Dr. Cem
Gençoğlu Hocam okudu çok da beğendi ama o kadar. Şimdilik
yarım. Birçok
yazımı yarışmalara gönderdim. Sonuçları takip ettim. Kazanan şiir ve yazıları
gördükçe samimiyetsizliklerinden nefret ettim. Sonra bir gün bir şiirim şarkı
olarak çıktı karşıma. Telif hakkının pek de olmadığı bir zamanda idi. Birkaç
kelimesi değiştirilmiş. O zaman vazgeçtim yazıları göndermekten. Yani o da
kaldı yarım.Gazete ile
tanışmamız daha geç oldu. Yerel bir gazetede “Gülistan” isimli bir köşe
hazırlıyordum. “Ersan Coşar” ismi ile. Üniversitemiz yangın yeri iken,
gazetemiz yazarlarındaki, sinir bozucu yaklaşımları görünce, Özellikle
Üniversite Camisine sivil vatandaşların alınmaması olayına gösterdikleri
“Rektör Haklı” yaklaşıma tepki olarak “Gülistan” da kaldı yarım. Sonra sosyal medya
yazarlığı başladı. “Son Kale” orada başladı. Güzel idi her şey. Bazı şeylerin
dozu kaçtı. Bir türlü anlaşılamadık veya anlatamadık. Arkadaşlar bir birine
bakarken ya hasmane baktılar yada birbirinden kaçırdı gözlerini. Sonra ben
sustum bir süre yarım kalmaya devam ettim. En
son yazılarımızı özel bir arkadaş gurubu içinde gene bir sosyal medya, internet
haber sitesinde yazmaya ve yayınlamaya başladık. Gene “Son Kale” idi. Hiç
beklemediğimiz bir hal oldu. Dolunay
çıktı. İnsan “Kurt Adam” oldu. Bu kez de kaldık yarım. Hem yazılarımız hem
kendimiz. Sonra baktım ki: Her yarım parçamız ve parça parça ve parçalana
parçalana biz oluyoruz. O halde her parçamız bize ait ise hiç birisi yarım
değil, bütünün tamamlayan birer cüz….. Uzun zaman önce idi Ayşe HORASAN ÇETİNTAŞ
ve Sait ÇETİNTAŞ Kardeşlerim “www.
Sürmaşethaber.com” sitemizde yaz dediler. “Olur” dedim. Ama diğer sitede
yazılarımız devam ettiği için etik bulmadım, farklı bir sitede yazmayı. Şimdi buradayım. Verilmiş bir sözün ifası ve
kardeşlerimle hem de okurlarımla birlikte olmak için. Okurlarımı selamlıyorum
evvelinden ahirine Rabbimizin selamı ile. “Esselamu
Aleykum Ve Rahmetullahi Ve Berekatuhu Ve Magfiratuhu Ebeden Ve Daimen”
GENEL
Yayınlanma: 27 Ekim 2018 - 12:25
HEP YARIM
Bu yazı kimin? Diye seslendi Öğretmen
GENEL
27 Ekim 2018 - 12:25


















