Doksanlı yıllar idi. Askerden yeni gelmiş evli ve iki çocuk babası bir delikanlı idim. İnsanların anladığı mealde işsizdim ama her gün bedeni işlerde çalışarak, amelelik yaparak ekmeğimizi taştan topraktan çıkarıyorduk. Fakat Ülkemizin içinde bulunduğu terör ile birlikte, ekonomik-sosyal ve siyasal yapı yaşamayı güçleştiriyordu.
İş imkânları çok zor idi ve maaşlar oldukça düşük. Geçinebilmek zor idi özellikle de Rahmetli Turgut Özal’ın Orta Direği çok zor durumda idi. Enflasyon % 70’leri buluyor. Maaş zamları çok düşük kalıyor. Ekonomik bir felaket bütün düşük gelirli aileleri sarıyordu. Kendimiz ve çocuklarımız için başka bir Ülke Başka bir hayat düşlemeye başlamıştık. Araştırmaya başladığımız zaman bizim gibi düşünüp hayallerinin peşinden koşan insanların olduğunu da görmüştük. O günlerden kalma muhteşem güzellikte bir anımızı paylaşmak istiyorum bugün.
Gidenin dilinden:
Hayallerimizin şehrine indiğimiz zaman önce bir ev kiraladık. Daha önce oraya yerleşen bir iki tanıdık var onlarla irtibata geçtim. Yerleşmek ve alışmak konusunda bana yardımcı olmalarını istedim.
-Nasıl bir yardım?
- Beraber elektrik, telefon, su, gaz idarelerine gidebilir miyiz, bana yardım eder misin?
-Ne yapacaksın. Öyle bir müessesede mi çalışmak istiyorsun?
-Hayır. Eve yerleştik ama elektrik, su, gaz idarelerine gidip açtırmam gerekiyor.
Tebessüm etti arkadaşım, telefonun başına geçti, sıra ile Elektrik, Su, Doğalgaz ve idarelerini tek tek aradı. Birkaç saat içinde bütün hizmetler bağlanmıştı. Hiç birisinin kapısına gitmeden, fırça yemeden, dilekçe-evrak hazırlamadan halloluvermişti. Oluyordu işte hem de çok kolaydı. Adamlar sistemi kurmuşlardı. İyi başlamıştık.
Bir gün elektrik idaresinden bir mektup geldi. 2 ay kadar sonra, bir gün bizim sokakta elektrik kesileceği bildiriliyor ve ilave ediliyordu “Eğer o gün mutlaka elektriğe ihtiyacınız varsa size bir jeneratör tahsis edilecek ve harcadığınız elektrik normal tarife üzerinden hesaplanacaktır. Ancak jeneratör sayısı sınırlı olduğu için sadece gerçek ihtiyaç sahiplerinin başvurması” isteniyordu. İlk kez karşılaştığımız bir durum çok hoşumuza gitmişti. Biz istemedik ama komşumuz, yalnız yaşayan yaşlı kadın jeneratör istedi. 2 Ay sonra elektrik kesileceği günün sabahı 08.00’de 2 teknisyen jeneratörü getirip kadının sistemine bağladılar. Sonradan, merak edip sordum bu iş için sadece harcadığı elektriğin bedeli kadar para almışlar.
Herkesin insan olduğunu ve herkese aynı muamelenin yapılması icap ettiğini burada öğrendim. Bir tek gün kimse hakkımı yemedi, kuyrukta önüme geçmedi, trafikte açıkgözlük yapmadı, avanta istemedi.
Kızım yeni bir mektebe başlamıştı...
-Gel çarşıya çıkıp eksiklerini alalım. Dedim.
-Lüzum yok. Baba dedi. Her şeyi okuldan verdiler.
Bir gün aynı mektepten bir mektup geldi “Bazı talebelerin, öğle yemeği olarak pahalı gıda maddeleri getirdiklerini fark ettik. Lütfen çocuğunuzun yanına sadece, bütün ailelerinin çocuklarına alabilecekleri şeyler verin. Bu yaşta çocukların arkadaşlarına imrenmesi kötü bir şeydir”
Malum uzak memleket özlem de çok. Akrabalar özlüyor gelmek istiyorlar. Annem bizi ziyarete geldi. Havaalanına karşılamaya gittik, bekliyoruz, açılan kapının arasından Annemi gördüm. Oradaki bir memur ile konuşuyordu. Dil bilmeyen annemin sohbeti bir türlü bitmiyor. Dikkat ettim Annemin elinde bir portakal var. Nihayet çıktı ve iş anlaşıldı. Şehri ve ülkeyi mikroplardan korumak için herhangi bir gıda maddesi sokmak yasak. Annem uçaktan bir portakal alıp çantasına koymuş. Görevli onu görünce, hemen alıp çöpe atacağına, büyük bir sabır ile ülkesinde neden böyle bir kaideyi uyguladığını anlatıyor ve bu size karşı yapılmış bir hareket değildir, hepimizin sağlığı için alınan bir tedbirdir. Diyerek ikna ediyor.
Şehir deniz kenarında bir kıyı şehridir. Hemen tamamında deniz kenarında otel de dâhil hiçbir bina yoktur. Deniz ile yerleşim alanı arasında büyük karayolu vardır. Denize geçebilmek için alt ve üst geçitler her 500 metrede bir konulmuştur. Alt ve üst geçitlerde engelli asansörleri bulunur. Deniz kıyıları herkesindir. 5-10 kilometrede bir, denize girmek, piknik yapmak için tuvalet, duş, elektrikli mangal ve soyunma odaları gibi bedava tesisler vardır. Yalnız elektrikli mangalı çalıştırabilmek için para atmak lazımdır.
Bir gün oldukça yüklü bir telefon faturası geldi. İdareyi arayıp, bu faturayı ödemekte zorluk çektiğimi söyledim ve şu cevabı aldım “Siz bu faturayı bu ay ödemeyin. Biz bunu 12'ye bölerek 1 sene müddet ile her aylık faturanıza ilave edeceğiz. Ama bundan sonra her faturayı ödeyin” Sorduğumda faiz ödemeyeceğimi de öğrendim. (Bizdeki yüksek fatura mağdurlarının “nerdeeee” diye iç geçirdiğini duyar gibiyim.)
Ülkede yaşayan her insan bedava sağlık sigortasına sahiptir. Şehir merkezi dışında 2 katlıdan yüksek bina bulunmaz. Normal evler 1 dönüm bahçe içinde, müstakil evlerdir. Şehrin belki yarısı golf sahaları (bedava), botanik bahçeler, göller ve akarsular ile kaplıdır. Okullar bedavadır. Musluktan akan su, hakiki içilen sudur. Cami, Kilise, Havra, Budist tapınakları ve daha nice dini yapı yan yana varlıklarını devam ettirir.
Devlet televizyonunda Ülkede yaşayan 100 küsur ayrı millete mensup insanların kendi dilinde yayın yapılır. Ülkede yaşayan insanların çoğu 2 vesile ile kravat takar; düğün ve cenaze.
Ülkede yaşayanları için en büyük suç yalan söylemektir. Yalan söyleyen, yalan beyanda bulunan insanın hayatı kayar. Onun dışında her şeyin bir çaresi bulunur. (Etrafımızda yalan ağzına ve yüreğine yuva yapmışlara göstermek ve anlatmak gerek bu hali)
Ütopyamız idi böyle bir yerde yaşamak. Böyle bir ülke var idi Ütopyamız gibi. Niyetlendi idik. Nasip olmadı. Eşim ile istişarelerimiz neticesinde Ülkemizde kalıp çilemizi çekmeye karar verdik. Bugün o günlerden çok daha iyi yerlerdeyiz ama yazımıza konu olan şehrin 90’lı yıllardaki haline kavuşabilmemiz için daha çok mesafeler kat etmemiz gerekiyor.
Şimdi eğer diyorsanız ki: Böyle bir Ülke ve böyle bir şehir
yoktur. Böyle bir ülke ve şehir vardır. Canlı kanlı yaşamaktadır. Belki de hayallerinin peşinde gitmek isteyen birileri için yol gösterici olur.
Burası neresi? Yorumlara bırakalım….











olsa olsa o zamanlar Alamanya! dır...
Değil kardeşlik Avrupa kıtasında yok böyle bir ülke. Biraz uzaklarda bize göre. Ufak bir yaşanmışlık anısı paylaşayım burada. Bu Ülkeye giden Türk mühendislerden birisi çok şaşırmış ülkedeki sisteme. Sormuş: Ne güzel sisteminiz var. Neden şaşırıyorsun demiş Yerli olan kişi. Sen Türk değil misin? -Evet Türküm. Peki Osmanlıyı bilmez misin? -Bilirim evet. -Bilirsin de Osmanlının ihtişamlı zamanlarındaki sistemini bilmez misin? Biz Osmanlı Sistemini inceleyip günümüze uygulayarak insanlarımıza sunuyoruz. Bizim ki - E kem küm yani biz de Osmanlı'dan sonra sistemimizi modernleştirdik. Batıdan aldık ne varsa ve sürünü duruyoruz... diyememiş tabi...